18° Parçalı bulutlu

Maslow’un İhtiyaçlar Hiyerarşisi Bağlamında Sosyal Medya Kullanımı

Köşe yazıları - 30 Temmuz 2019 09:30 A A

 Pelin Atalay’ın anısına…
İzmir’in Selçuk ilçesi Atatürk Mahallesi’nde Pelin ile beraber büyüdük. Kara kuru, adeta sarı yazda bir ağaçtan düşmüş bir dal gibiydi. Babasını erken yaşta kaybetmişti. Belki de ben bu yüzden hiçbir zaman anneler, babalar, sevgililer vb. gününü sevmedim. Hatta sonraları insanın şu günleri putlaştırarak elde etmek istediği anlamı, arayışını ve savaşını bir türlü anlayamadım. Pelin’in üzüntüsüne ortak olmak için o zamanlardan beri özel günleri kaldırdım tedavülden. Nice Pelinlere karşı utanarak. Birileri kimsesizdi ve biz onların gözüne soka soka kimliksizliğimizi ortaya koyuyorduk. Birileri daha çok tüketelim, tüketim toplumu oluşsun istiyordu. Bunun için bize indirimler yapıyor, kıyaklar çekiyordu. Onlar paralarına para ekler iken biz insanlığımızı televizyonlardaki reklamlar, şu anda sosyal medya ile kaybediyorduk. Kimsenin bizim annemizi, babamızı ve sevgilimizi taktığı da yoktu. Bunu annem hastalanınca anladım. Ne hastaneler, ne arkadaş grupları, ne o reklam kuruluşları bu ölümcül hastalıkla uğraşmadı. Evlatları ve eşi olmasa derin bir hiçlik annemi bekliyordu. Annenize, sevgilinize şunu alın, bunu alın, bu açıdan hikâyeden ibaret. İşte Pelin bana bunu öğretmişti, varoluşsal boşluğumu doldurmamda yani iyi insan olmak açısından ilk farkındalıklarım onun sayesinde olmuştu. Okul sonraları onu görmek için saat kaç olursa olsun mahalleye giderdim. Mahallemiz trafiğe kapalıydı ve doyasıya sokak oyunları oynardık geceleri. Sonunda tabi kiradan kurtuluş ve öğretmen olduktan 20 sene sonra ev alan memur ailem sayesinde o mahalleden taşındık. Sonra irtibatımız koptu, insanın defolu dönemi ergenlik, at gibi sınav hazırlıkları ve 6. Ayakta son bir gayretle üniversiteye giriş. Oysa o mahallede Pelin ile saklambaç oyununda beraber saklanırdım. Yakan topta vurulup canı acımasın diye ona atılan toplara göğüs gererdim. Elele tutuşulan masumiyetimizi kaybetmeden önceki oyunlarda hep ya sağımda ya solumda olurdu. Daha sonraları masumiyetimizi hayatın acı gerçekleri ve Dostoyevski elimizden aldı. O sıcak ve masum gülüşünü hep hatırlarım Pelin’in. Sadece o kaldı zihnimde ve ona olan sevgim. Hiçbir zaman birbirimize sevgi sözcükleri kullanamadık. Zaten küçüktük ve o dönemler ayıptı böyle şeyler. Aramızdaki bu çocukluk dönemindeki arkadaşlık ve karşı cinslerin birbirine olan yakınlığı, bugün ölüm haberini aldığımda o eski annemden bana miras kalan, soğuk havalarda kendini gösteren romatizma ağrısı gibi tüm bedenimi sızlattı. Bir sabah kardeşimden mesaj geldi. Serdar şöyle yazmıştı: “Pelin’i kaybettik bro”. Daha çok gençti, meğer kanser onun da kapısını çalmış. Kemoterapiyi kabul etmemiş. Kendi başına çözmek istemiş. Ama bu illeti ne ilaçla ne kendi başına çözebilen insan sayısı çok az. İlaçlar ise bu süreci sadece uzatıyor gibime geliyor. Nur içinde yat sevgili arkadaşım. Çocukluk yıllarımda bana eşlik ettiğin, sevgin, masumiyetin ve sıcak gülüşün için teşekkür ederim.
“Her canlı ölümü tadacaktır” Cuma namazlarının hutbesinde tekrarlanır. Buna rağmen nedense insanoğlu ölümlü olduğunu unutur. Belki unutması onun yaşaması için önemli fakat benim anlatmak istediğim ve yazıma konu olan insanoğlunun varoluşsal boşluğunu doldurmak için nesnelere takılıp kalması. Fakat insan olmak için kendini gerçekleştirmek için çaba harcamaması. Çünkü gelişmek acılı bir süreçtir. İnsanların çoğu, Maslow’un ihtiyaçlar hiyerarşinin ilk iki katmanı olan fiziksel ve güvenlik basamaklarında takılı kalmış durumda. Bu iki basamak ilk insanın tabiatta hayatta kalabilmesi için gerekli olanlar. Ancak bir insanın kendini gerçekleştirebilmesi yani doğaya, insana ve öncellikle de kendisine olan saygısını, sevgisini ve ahlakını oluşturduğu diğer sevgi/ait olma, saygı ve kendini gerçekleştirme basamaklarından geçmektedir. Tabi geçiş süreci insana acı vermektedir. “No pain, no gain” sadece vücut geliştiricilerin sloganı değil. Kolay olsa zaten ne güzel bir dünyada yaşardık. Ülkem açısından düşündüğümde Türkiye’yi de kendini gerçekleştiremeyenlerin ülkesi olarak tanımlamaktayım. Çünkü kendini gerçekleştirebilen insanın temel özelliği başkaları tarafından onaya ihtiyaç duymaması, çevresine sevgi dağıtması, doğaya ve insana saygı duyması, üretmesi, ahlak sahibi olması ve dış etkilerden etkilenmemesidir. Fakat bunun tam zıttı örnekler görmek çok olası. Tacizler, küresel ısınma, savaşlar, bencillikler vb. Aslında bunun temeli çocukluk dönemine uzanmaktadır. İnsan olmak için bu ihtiyaçların çocukluk döneminden itibaren aile, toplum ve eğitim kurumları tarafından yapılan uygun davranışlar ve yaratılan ortamlar sayesinde verilmesi gerekmektedir. Bu şekilde yetişen çocuklar karar almada sorun çekmezler, farkında olurlar, sevgi eksikliği çekmezler, kendi kendine yetebilirler ve en önemlisi iyi bir insan olma açısından yol kat etmiş olurlar. Bu yazımda haddimi de çok aşmadan sağlıklı bir birey nasıl yetiştirilir konusuna girmeyeceğim. Ancak bu bilgilerden el alarak izninizle yazımda akademik anlamda da çalıştığım konulardan biri olan bireylerin sosyal medya kullanımına çark edeceğim. Kabul edersiniz ki sosyal medya dış dünyadan onay ( beğeni vb.) almak isteyen insanlarla dolu halde. Yazılar, anlık hikâyeler, paylaşımlar havada uçuşuyor. Gün geçtikçe tükettiğimiz medyaya dönüşüyoruz. Ve bu bataklığa tükettikçe daha çok saplanıyoruz. Hayatta olduğumuzu hissetmek için daha çok paylaşıyoruz. Bunu her sene dünya çapında yayın yapan We are Social dijital raporundan da okuyabiliriz. Rapora göre dünyada Instagram kullanımında artış gözlenmiş ve özellikle Instagramın Türklerin Lovemark’ı olduğu ifade edilmektedir. Sadece dijital raporlarda değil bu durum Türkçe Rap yapan Şanışer’in parçalarında da konu oldu: “Instagramda mutlu görünelim diye gülecek kadar hastayız hepimiz”. Hayatlarımızı diğer insanların görmesini istediğimiz gibi sergileyen platforma dönen sosyal medya, insanların eksik olan yönlerine doğru pompaladıkları özellikler ile insanların aklının tutulmasını sağladı. Burada tam da işte burada Abraham Maslow’un ihtiyaçlar hiyerarşisine geri dönmek istiyorum. Sevgi ve ait olma(arkadaşlık, aile ve mahremiyet) , saygı (özsaygı, özgüven, başarı ve başkalarına saygı), kendini gerçekleştirme (ahlak, doğallık, yaratıcılık, önyargılı olmama, hakikatin kabulü) basamakları, bir bireyin yemek, üremek, geçinmek ve korunmak eylemlerini içeren fiziksel ve güvenlik basamaklarından sonra gelmektedir. Buna göre yürüttüğüm akademik çalışmalarda bu nicel ya da nitel olsun sonuç hep aynı: İnsanların çoğunlukla gereksinimlerini, eksiklerini karşılamak için sosyal medyada zaman geçirmekteler. Fakat bu insanlar eksik olan sevgi ihtiyaçlarını, yalnızlık sorunlarını, arkadaşlıklarını, özgüvenlerini dış uyaranlardan alıyorlar ve hiçbir zamanda hakikat onlara iyi gelmiyor. Yani kendilerini gerçekleştirme adına bir yarar sağlamıyor, kişiyi aslında teknoloji bağımlısı haline getiriyor. Daha çok uyarana ihtiyaç duymalarını sağlıyor. Böylece insanlar kendine güvenini oradan aldığı beğenilerle sağlıyor, arkadaşlıklarını oradan kuruyor, aslında hiçlikte bir çıkış arıyor. Bulamayınca bireyde ve haliyle toplumda huzursuzluk başlıyor. Maalesef sosyal medyanın çalışma mekanizması bu şekilde işliyor. Tüketmeye mahkûm insanlar topluluğu oluşuyor. Geçenlerde ınstagramda bireylerin yaşlandırma uygulaması ortaya çıktı ve birden herkes 50 yıl sonraki halini görmek için can attı ve eğlendiler. Fakat bu uygulama kullanılarak yapılan paylaşımlar akarken, bu sırada kimileri de yaşlılığını gizlemek ve hala dünyaya ben de varım demek için botoks, estetik yaptırmaktaydılar. Garip bir dünya işte! Yazımı okuyan okurlarımın bazılarının bakış açısı benim gibi olmayabilir. Bazıları da sosyal medyayı eğlence ve boş zamanlarını doldurmak için geçirdiklerini düşünebilirler. Ben de toplumu oluşturan bir birey olarak sadece benden uyarması diyorum. Farkındalıklar oluşturmak temel hedefim. Unutmayın ki günümüzde hiç bir şey size bedavaya verilmez ya da kullandırılmaz. Kesinlikle altında yatan bir pragma vardır. Bunu unutmamak lazım. Yazımı sonlandırırken naçizane bazı noktaları belirtmek istiyorum. Bir insanın kendisini gerçekleştirerek iyi bir insan olmak için çaba sarf etmesi gereklidir. Birey içine, yani özüne dönmeli ve bol bol okumalıdır.  Sosyal medyanın hafızanızı, hayat motivasyonuzu ve beyninizi olumsuz etkilemesi yüzünden aşırı kullanmamalıdır. Son olarak, insan olmak yani iyi insan olmak için çabalamaktan hariç bir varoluşsal amaç gütmenin insana anlık haz verdiği görülebilir. Fakat uzun bir ömürde bu insanı mutlu etmeyecektir. Çünkü insanlar ölümlü, nesneler yok olmaya mahkûmdurlar. Bu yüzden bireyin içindeki o bitmeyen dava devam edecektir. Böyle bir davanız yok ise zaten; ya insanlığın en zirvesindesinizdir ya da hiyerarşinin en alt iki basamağında hapis olmuşsunuzdur. Son olarak varoluşsal boşluğu doldurmak için Viktor E. Frankl’ın insanın anlam arayışı kitabından bir alıntı vererek yazımı bitirmek istiyorum.  “Gerçek anlamda karşılıksız ve sevgi dolu Allah’a sığının, nitelikli beraberlikler kurun ve bu hayata ayakları yere basan ve sevgi dolu bir çocuk, öğrenci, birey yetiştirin.”
Gerçeklikle ve iyilikle.
 

‘Anneme selam söyle, Pelin. Hoşçakal’

Köşe yazıları - 09:30 A A
BENZER HABERLER

YORUM BIRAK

YORUMLAR

Hiç yorum yapılmamış.
Kütahya escort Mardin escort Van escort Yalova escort Şanlıurfa escort

YAZARLARIMIZ

  • DÜŞMANIN BİRÇOK YÜZÜ VARDIR AMA TEK BİR İSMİ VAR…

    Bir parkurda yaşar gibi yaşadığımız 2019’u geride bıraktık. Tekrarlanarak yaşanan İstanbul seçimlerinin toplum üzerinde yarattığı olumsuz baskının enerjiye dönüşerek sandıkta yansımasını izlerken; yeni günlere umutla bakmaya başladık. 2013’teki isyanın farklı boyutta yansımasıydı sandık sonuçları. Kapının aralanmasının nihai zafere götürdüğünü söylemek mümkün değil elbette! Emeklilikte yaşa takılanlardan, yılın sonunda asgari ücrete yaptıdığı iddia edilip yapılmayan zammın […]
  • ROMANLARIN DÜŞÜNCE DEVRİMİNE İHTİYACI VARDIR

    Geçtiğimiz günlerde Edirne Gerçek Gazetesi’nin internet ortamında video olarak gerçekleştirmiş olduğu Romanların yoksulluğu ve ayrımcılığına yönelik söyleşide, Roman yurttaşlar konusunda sosyal çalışmalar yürüten sosyologlar ve çalışma yürüten katılımcılar ile birlikte meseleye yönelik görüşler ve çözüm önerilerini tartışma olanağı bulmuştuk. Derin sosyal sorunlara sahip olan, sayısal anlamda 3,5 milyon civarında olduğu tahmin edilen geniş bir toplumsal […]
  • CHP EDİRNE İL BAŞKANI VE YÖNETİMİNİ SEÇİYOR..

    1980 Faşist Darbesi sonucu 1982 Anayasası ve arkasından tüm kanunlar gibi Siyasi Partiler Kanunu, seçime ilişkin düzenlemeler her yapıda Demokratik yapılanmayı altüst ediyordu. Ve günümüze kadar ki uygulama, bir parti yapılanması içinde Siyasi Parti Karar Organları yerine karar ve sözün tek kişi Genel Başkanda toplanmasına yol açan bir gidiş… Buna karşı demokrasiyi savuran CHP’nin bu […]
  • Kai Havertz Liverpool İçin Uygun İsim mi?

    Birçok futbol taraftarı, Kai Havertz isminin Liverpool için ideal olduğunu düşünüyor. Rafa Honigstein bu konuda görüşlerini açıkladı, Almanya futbolunun uzman isimlerinden Rafa’ya göre;  “herhangi bir takım Kai Havertz ismini takımında görmek isteyebilir. Kendisi oldukça teknik kapasitesi yüksek ve başarılı bir isim. Kendisinin en iyi olduğu rol topu kontrol etmek isteyen bir takımın 10 numara pozisyonunda […]
  • Emek ve Mücadelenin Günü

    Geçen sene bu zamanlar 1 Mayıs hazırlıkları içinde baharın gelişinin vermiş olduğu enerji ve motive ile zamanımız geçerken şimdi korona ve işsizlik mücadelesi içindeyiz. 2019 yılını arar,  2021 yılına da uzak olduğumuz bugünlerde pandeminin etkisiyle işçi sınıfının durumu gün geçtikçe zorlaşıyor. Psikolojik ve ekonomik olarak zor bir süreçten geçiyoruz ve bu durum salgının bitmesiyle de […]
  • YÜKSEKÖĞRETİMDE UZAKTAN EĞİTİM ŞART!

    Merhaba Sevgili Okurlar, Pandemi dönemi boyunca acı gerçeklerle karşılaştık. Bunlardan ilki kaçınılmaz insanın sonu olan ölüm. Dünya çapında birçok insan korona virüsü yüzünden hayatını kaybetti. Doğa bir nevi ona karşı yapılanları unutmadı. Umarım bir daha böyle üzücü olaylarla ve musibetlerle karşılaşmayız. Bu süreçte bir başka acı gerçek, eğitim sisteminde yaşanan aksaklıklar ve adapte olunamayan uzaktan […]
  • ÜCRETSİZ İZİN VE İŞÇİYİ KORUMA İLKESİNİN SONU !

    İş Hukukun en temel ilkelerinden biri “ İşçiyi koruma ilkesidir”. Diğer hukuk dallarından farklı olarak iş hukuku ayrıcalıklı bir hukuk dalıdır ve temelinde ekonomik olarak sistem karşısında güçsüz olan işçileri hukuki yönden koruma amacını taşımaktadır. Gelişen tarihi süreç içerinde iş hukukunun bu niteliği genel kabul görmüş ancak içeriğindeki işçi lehine olan düzenlemeler zaman zaman ekonomik […]
  • ÇOKLU BARO, HUKUK DEVLETİNİN SONU MU?

    Türkiye Cumhuriyeti tarihinde en önemli günlerden biri 16 Nisan 2017’‘de gerçekleşen halk oylamasıdır. Söz konusu oylamada yapılan Anayasa değişikliği ile adı “Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi” olarak geçen ve içeriği ile “Seçimli Monarşi” olarak değerlendirilebilecek siyasal sistem değişikliği gerçekleşmiş oldu. Bazıları için olağan bir referandum ve demokratik bir değişiklik olarak algılan bu durum gerçek anlamda ise 29 Ekim […]
TAKIMLAR O G B M A Y Av P
1.M.Başakşehir29179355 272860
2.Trabzonspor291610365 323358
3.Sivasspor29158650 331753
4.Galatasaray291410548 262252
5.Beşiktaş29155949 351450
6.Fenerbahçe29137951 391246
7.Alanyaspor29129849 321745
8.Göztepe241081136 38-238
9.Antalyaspor299101035 46-1137
10.Gaziantep FK298111041 46-535
11.Kasımpaşa28951442 51-932
12.Denizlispor29881329 42-1332
13.Gençlerbirliği28871335 47-1231
14.Ç.Rizespor29851631 49-1829
15.Yeni Malatya29771543 46-328
16.Kayserispor29771533 64-3128
17.Konyaspor295121224 40-1627
18.MKE Ankaragücü295101426 49-2325

HAVA DURUMU

14 Temmuz 2020 SALI
17°
  • ÇAR 28.4°
  • PER 30.2°
  • CUM 30.4°

DÖVİZ KURLARI

  • BIST -
    -
  • ALTIN
    -
  • DOLAR
    -
  • EURO
    -

ŞANS OYUNU SONUÇLARI