12° Kapalı

“Laikliği Kazanmak Zorundayız”

Eğitim - 21 Nisan 2018 01:10 A A

 

Eğitim-Sen Edirne Şubesi Edirne Genç Eğitimciler Komisyonu’nun düzenlediği “Üniversitelerden Okullara Kamusal, Bilimsel Ve Laik Eğitim Mücadelesi Paneli” Edirne Makina Mühendisleri Odası’nda gerçekleştirildi.

Panelde konuşan İstanbul Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Öğretim Görevlisi BirGün Gazetesi Yazarı Yrd. Doç. Dr. Güven Gürkan Öztan, “biz siyasal İslamcılığa ve gericiliğe karşı halkın öz gücüyle yarattığı laikliği savunmak zorundayız. Laikliği kazanma mücadelesini vermek zorundayız” dedi.

“Bu ülkeye giydirilmek istenen deli gömleğini yırtmak için mücadele verdik”

16 Nisan referandum sonrasından bahseden İstanbul Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Öğretim Görevlisi BirGün Gazetesi Yazarı  Yrd. Doç. Dr. Güven Gürkan Öztan “16 Nisan Pazartesi günü şaibeli referandumumun birinci yılı dolayısıyla Türkiye’nin son dönemde geçirdiği önemli kırılma noktalarından birini yaşamıştık. Ve hepimiz sokaklarda, meydanlarda elimizden geldiği kadar OHAL koşullarında 16 Nisan Referandumu ile bu ülkeye giydirilmek istenen deli gömleğini yırtmak için mücadele verdik. Ve aslında da kazandık. Hepimiz biliyoruz, bu salondakiler ve hatta iktidar koltuğunda, sarayda oturanlar da biliyorlar ki ‘Hayır’ kazandı ve bu kazanmanın getirdiği onurlu ve aynı zamanda da geleceğe umutlu bakan bir ruh halinde olmamız gerekiyor. Fakat olamıyoruz. Aslında bunu biraz daha geriye sararak konuşmak lazım. Türkiye Dünyadaki gelişmelerden bağımsız bir ülke değil şüphesiz. Ve 2008 ve 2009 yılları finans krizinden bu yana bizim tıpkı 1970’lerde birikim krizinde gördüğümüz gibi kapitalizm kendini yeniden yapılandırmaya çalışıyor. Bu yeniden yapılandırma süreci içerisindeki emperyalist müdahalelerin yoğunluğu, aktörleri ve taşeronları konusunda bir değişim söz konusu. Aynı zamanda ülke içerisinde sermaye ordu, sermaye bürokrasi ve bununla birlikte düşünebileceğimiz şüphesiz toplumun muhalif kesimlerine ve katmanları üzerindeki baskının bir biçimde dinamik sayılabilecek değişim gösterdiğinin altını çizmemiz lazım. Türkiye yaklaşık 38 yıldır, 12 Eylül’den bu yana müthiş bir sağcılaştırma operasyonuyla karşı karşıya. Bu düz çizgisel bir sağcısallaştırma operasyonu olmadı. Her ne kadar12 Eylül baskısı, 12 Eylül sürecinin hemen akabinde toplumsal dinamiklerin büyük bir kısmını zor kullanarak pasifize etmek konusunda çeşitli adımlar atmış olsalar da 1989’dan itibaren biliyoruz ki bu toplumun dinamikleri, madenci yürüyüşünden tutun da, 90’ların üniversite öğrencilerinin eylemlerine kadar. Özelleştirmelere karşı mücadeleden güvenceli emek talebiyle memurların sokaklara çıkmasına kadar, buna direnç gösteren toplumsal odaklar hep varlıklarını sürdürdüler ve onların meşrutiyeti sözleri, etki alanları aynı zamanda Türkiye toplumunun daha önceki ilerici birikimiyle birleşerek büyüme potansiyeline sahipti. Dolayısıyla bu sağcılaştırma dalgası dediğimiz dalganın Türkiye toplumu üzerindeki tahribata da her dönem aynı ölçekte olmadı. 2002’den bu yana baktığımızda bu geçirdiğimiz 16 yıl boyunca da AKP iktidarının her dönem nasıl taktikler ve stratejiler üzerinden işlediği hangi ortaklarla bu işi kurtarmaya çalıştığı bunu uluslararası sermaye odaklarıyla ilişkisi vs. bu salondakilerinin bildiği ve yaşadığı deneyim. Ama şunu söyleyebiliriz ki 2010’a kadar hatta ve hatta 2013’e kadar bir biçimde bu sağcılaştırma projesi çerçevesinde gerçekleştirdikleri şeyi aleni yapmaktan hep çekindiler. Çünkü öyle veya böyle biliyorlardı ki bu ülkenin dinamik toplumsal muhalefet kanalları, bu sağcılaştırma hamlesine reaksiyoner bir karşı çıkışta bulunacak ve bu gidişatı durduracak.” diye konuştu

“Halkın öz gücüyle yarattığı laikliği savunmak zorundayız”

2013 yılının bir kırılma noktası olduğunu ifade eden Öztan şunları kaydetti: “Şimdi 2013, tabi şüphesiz bir kırılma. Çünkü Gezi direnişin iktidara en önemli ihtiari çektiği ve Türkiye’nin belki de yakın tarihindeki en önemli toplumsal başkaldırının yaşandığı bir dönem dolaysıyla 2013’ten itibaren iktidarın toplumsal muhalefet odaklarıyla başetme içeresinde. “Onları pasivize etme” yöntemleri büyük ölçüde değişti. Nasıl değişti? Son 5 yılın geneline baktığımız zaman artık rıza devşirmeye gerek duymayan bir biçimde ideolojik bir tahkimata ihtiyaç duymadan daha çok zor gücünü kullanarak toplumsal muhalefet odaklarını bastırmaya çalışan, bunu da sermaye sivil ve askeri bürokrasi arasındaki yeni kamplaşmalarda üretmeye çalışan bir iktidarla karşı karşıyayız. Ve bu iktidar bloğu 17-25 Aralık operasyonlarıyla kendi içerisinde çatırdadı ve ondan sonra yeni bir kompozisyona geçti. Bu yeni kompozisyonun içerisinde diğer kırılma noktalarından bir tanesi hepimizin tecrübe ettiği gibi 7 Haziran seçimleriydi. Gezi’den sonra sokaktaki yenilgiden sonra bir de sandık yenilgisi oldu. Ve bu sandık yenilgisini takip eden süreç içerisinde de çatışmaların tekrar yoğunlaşmasıyla birlikte Türkiye zaten fiili bir OHAL düzenine doğru sürüklendi. Eğer biz olağanüstü bir devlet rejimine gitme tarihini arıyorsak bunun başlangıcı Gezi Direnişinden bir biçimde korkan ve titreyen iktidarın bununla baş etme yöntemi olarak zoru tercih etmesi, 2015’ten itibaren de bunu savaş politikalarıyla birleştirmesi ve fiilen OHAL uygulamasına geçmesi. Biz aslında 15 Temmuz darbe girişiminden çok daha önce ohal uygulamaları kapsamında düşünebileceğimiz uygulamalarla yüz yüze gelmeye başlamıştık. Bunlar hangi alanları kapsıyordu? Bir defa her şeyden önce güvenlik alanını kapsıyordu. Türkiye bir güvenlik devletine dönüştürülüyordu ki o zamanki bir tartışma muhaberat devletine mi dönüşüyoruz, Suriye gibi mi oluyoruz? tartışmasını yürütüldüğünü hatırlayınız. MİT’in mihmardarlığında bir güvenlik rejimine doğru hızlı adımlarla Türkiye ilerliyordu ve bunun ayakları olarak toplumsal iletişim, haberleşme, toplumsal muhalefetin birbirleriyle biaraya gelme zeminlerinin dinlenme, denetlenme, gözetlenme süreçlerinde büyük bir yolculuk söz konusuydu bunlarla da yetinmiyorlardı ideolojik hakimiyeti üstünlük kazanamadıkları birlikleri için bir başta eğitim üniversitelerden başlamak üzere. Bu konudaki çeşitli tasarruflarını iktidara geldiği günden itibaren deneyimleyen AKP iktidarı özelikle son 3 yılda baskılarını arttırdı. Ve bu baskılarla birlikte aslında 16 Nisan’dan sonra ilan edilen OHAL rejimini birlikte düşünmek lazım. Bunun “devletin bekası”na karşı geliştirilmiş ya da devletin içine sızmış Fettulahçı çeteyi temizlemek için yapılmış bir hamle olmaktan öte daha önce başlatılmış bir fites yükseltme olduğunu ve bu vites yükseltmede murat edilen şeyin de aslında bir iktidar bloğu restorasyonu olduğunu en nihayi elde etmek istedikleri sonucunda bir rejim değişikliği olduğunu biliyoruz. Aslında bizim 16 Nisan öncesinde AKP sözcüleri tarafından sıkça duyduğumuz 1923’te açılan parantezin kapatılması, cumhuriyet istibdadının yıkılması vs. gibi adlarla söyledikleri şey aslında söyledikleri şey yeni rejim oluşturma çabasının ürünüydü. Bu yeni rejimi oluşturma çabasının en önemli ayaklarından bir tanesi şüphesiz OHAL koşullarından gidilen 16 Nisan referandumuydu. OHAL rejimi iki temel işlev görüyor. Bir tanesi kendilerinin çok net açıkladıkları gibi sermaye ile iktidar bloğu arasındaki karmaşık ilişkilerin yönetimi için bir çerçeve sunuluyor. Grevlerin ertelenmesinden tutun da sermaye hareketlerinin düzenlenmesine kadar.  Bir yandan iktidar bloğunun kendi içerisindeki ittifakını süreklileştiriyor. Geçen hafta Devlet Bahçeli‘nin açıklamalarını düşünün; OHAL‘in devam ettirilmesinin bir gereklilik olduğunu iddia eden aynı zamanda da bundan sonra karşılaşacağımız seçim sürecini garanti altına almanın bir manivelası olarak görülüyor. Dolayısıyla OHAL düzenine karşı çıkmak, OHAL düzeni ile mücadele etmek demek, iktidarın yeni rejim kurma hayali ile ya da iddiası ile kavga etmek demek. O yüzden mücadelenin kitleselleşmesi sadece eğitim alanındaki tahribatın, doğadaki tahribatın, kadınlara yönelik sistematik saldırıların göğüslenmesi demek değil, bu gerici rejim kurulma aşamasındaki tabuta çakılacak son çiviyi önleme mücadelesidir. Karşı karşıya olduğumuz rejimin iki temel karakteri var, bu karakterlerinden bir tanesi siyasal islam bunu hiçbir şekilde zaten saklamıyorlar. İktidar bloğu içerisinde Türk milliyetçisi bir ortakla yoluna devam etmekle birlikte; bu rejimin ana karakteri siyasal islamcıdır bunu biliyoruz ve bunun en net örneklerini de eğitimde hissediyoruz. Sübyan Mekteplerinden tutun kampüslerin içerisine yapılan camilere, öğretmenlerin on-iki üç arasında cuma namazı saatlerine riayet etmesi gerekliliğini belirten yönetmeliklerden çocuklarımızın yanına kadar sokulan gerici cemaatlerden, vakıflara kadar bunu en net en ağır bir biçimde eğitim alanında hissediyoruz. Dolayısıyla siyasal islamcı karekteri akılda tutmak en önemli odak noktalarımızdan biri olmalı mücadele zeminimiz için. İkinci önemli nokta var olan karşımızdaki rejim, sermayenin genel talepleri çerçevesinde hareket eden, dolayısıyla kamusal alanı yok eden, ortak alanlarımızı ortadan kaldıran, tam teşekküllü bir saldırıdan söz ediyoruz. Sermaye dediğimiz şeyin tek parça olmadığını biliyoruz, sermaye içerisinde farklı fraksiyonların olduğunu, bu fraksiyonların birbiri ile çıkar mücadelesi verdiğini biliyoruz. Varolan iktidarın da bu sermaye gruplarından bazılarını diğerlerinden daha fazla gözettiğini de biliyoruz. Bizim için önemli olan şudur; sermaye içerisindeki çeşitli kamplaşmalara rağmen sermaye sınıfının tümünün genel çıkarı çerçevesinde işlemektedir. Yani siyasal islamcı rejim olarak tanımladığımız rejimin doğadaki, eğitimdeki uyguladığı tahribatı sermaye gruplarının çıkarlarını koruma gözetme ve sermayeyi aynı zamanda saraya bağlama, sarayla sermaye arasında bütünleşik ilişki kurma ve böylece bütün politikalara, buna savaş politikası da dahil, ortak bir iktidar bloğu çıkarı stratejisi üzerine devam ettirdiğini gözlemliyoruz. Bu iki temel unsur bize bir mücadele hattı sunuyor zaten o zaman biz siyasal islamcılığa ve gericiliğe karşı halkın öz gücüyle yarattığı laikliği savunmak zorundayız. Laikliği kazanma mücadelesini vermek zorundayız” dedi.

12 Eylül rejimi ile günümüzdeki olayları değerlendiren Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Araştırma Görevlisi KESK Eş Genel Başkanı Aysun Gezen; “AKP iktidarı 1980’den bugüne yarım kalan bir projeyi tamamlamak üzere desteklendi, getirildi ve bu projeyi en saldırgan biçimde de hayata geçiriyor. Bu projeyi anlamak için biraz 80 dönemine bakmak gerekiyor. 12 Eylül geldiğinde rakamlara bakıyorsunuz gözaltı, işkence, işten atılma vs. günümüze bakıyorsunuz. 12 Eylül rejiminin ne kadar aştığı, 12 Eylül rejiminin dahi ruhuna rahmet okuttuğunu çok net görebiliyorsunuz. Fakat 12 Eylül gelmeden önceki duruma da bir bakmak gerekiyor. 24 Ocak 1980 kararları açıklandıktan sonra bütün bir yıl boyunca darbeye kadar çok ciddi işçi grevleri var. Bu kararların uygulanmasına engellemeye yönelik. Çünkü 24 Ocak kararları bugün aşağı yukarı bugün yaşadığımız bütün bu neoliberal politikalar doğrultusunda kamunun tasviyesini özelleştirmeyi, piyasalaştırmayı, performansı dayalı çalışmayı, esnek güvencesiz istihdamı getirmenin bu ülkede hakim kılmanın ilk adımının atıldığı yerlerden bir tanesi. Dolayısı da rakamlara baktığınızda aşığı yukarı 25 Ocak itibariyle örneğin 101 iş yerinde 6 bin 500 işçi greve çıkmış. Bunu yıl boyunca takip ediyorsunuz Haziran ayında grevdeki işçi sayısı 57 bini aşmış 12 Eylül’ün hemen öncesinde de 178 işyerinde yaklaşık 55 bin işçi greve girmiş. Bu AKP iktidarının bugün taşıyıcısı olduğu politikaların uygulanması yönünde çok ciddi bir engel ve darbe bu koşullarda bu politikaların önünü açmak için işçi grevlerini kırmak için, direnişleri kırmak için sermayenin ihtiyaçları doğrultusunda toplumu dizayn etmek için seferber edilmiş bir araçtır. Bugün de OHAL’in hizmet ettiği şey aslında bu. Fakat rakamlara baktığınızda aştığını çok fersah fersah göreceksiniz. Ama yine basit bir benzerlik değil ama mantık açısından benzerliği anlamak için söylemek gerekiyor bence. O dönemin İşverenler Sendikası Başkanı Halit Narin’ın söylediği bir söz var “şimdiye kadar işçiler güldü biz ağladık, artık gülme sırası bizde işçiler ağlayacak” diyor. Bugün AKP’li Cumhurbaşkanı ne diyor; “ Biz OHAL’i patronlar için gev olan yerleri anında müdahale etmek için getirdik” diyor. “Patronlara susun sesinizi çıkarmayın sizin çıkarlarınızı koruyup kollayacağım, pastadan size pay vereceğim ama işçiler hiçbir şey alamayacak.” diyor ve bunun garantisini veriyor. Dolayısıyla mantık açısından bir süreklilik var. Ama uygulamalara baktığınızda hukuksuzluğunun, keyfiliğinin geldiği noktayı görmek açısından söylemek gerek. O dönem atılan öğretmen sayısı yaklaşık 3 bin 854, atılan öğretim üyesi sayısı yaklaşık 120. Bugün sadece bir KHK ile işten atılan öğretim üyesi sayısı bunun çok daha üstünde. Şuan yaklaşık 5 binin üstünde akademisyen işsiz durumda, KHK’larla atılmış durumda. 10 bin öğretmen sadece darbe girişiminin hemen arkasından açığa alındı. Rakamlardaki farkı, rakamlardaki değişimi ve bu iktidarın ne kadar saldırgan bir şekilde bu politikaları uygulamak yönünde kararlı olduğunu göstermek açısından bence çok önemli. Önemli farklardan biri de 12 Eylül döneminde 1402 sayılı yasayla işinden atılanların başka bir yerde iş bulması çalışması mümkündü. Hemen de iş bulabiliyordu. Âmâ bugün geldiğimiz noktada en temel anayasal hak olan çalışma hakkımız engelleniyor” diye konuştu.

  1. ve 11. Kalkınma planından bahsetti

10.kalkınma planından da bahseden Gezen; “Bu kalkınma planı 2014-2017 arasını kapsıyor. Bu kalkınma planında AKP’nin bugün uyguladığı, uygulaya geldiği eğitime de sıçrayan bu performans sistemine zaten programına aldığını, bu programı çok ciddi bir şekilde uyguladığını görüyorsunuz. Ve 11. Kalkınma planı için hazırlıklar var. Temmuz ayında gündeme gelecek 11.kalkınma planında 10. Kalkınma planının çok daha sert tedbirlerle uygulanmaya devam edeceğini görüyorsunuz. Kamu Personel rejimiyle ilgili değişiklik bir çalışma raporunda kamuda insan kaynakları olarak ele alınıyor. Bu aslında bizim hep söyleyegeldiğimiz bütün kamu kurumlarının şirketleştirilmesi yönünde atılan adımların devamı olan bir anlayışla konulan bir başlıktır. Sıradan bir başlık değil. Raporda diyorlar ki ‘artık refah devleti öldü, artık refah devleti yok, sosyal devlet yok, kapitalizm dışında bir seçenek yok’ bu ibareler aşağı yukarı bu şekilde bu raporun içerinde var” dedi.

Eğitimin dinselleştirilmesini anlattı

Eğitimdeki dönüşümü dinselleştirme üzerinden de ele alarak konuşan Gezen; “Eğitimde dinselleştirme tek başına AKP’nin ideolojisi olarak ele alınamaz. AKP tam da bu dinselleşme sayesinde bu neoliberal politikaları uygulayabilecek bir özne olarak, bir fail olarak bugün bu ülkenin başına getirilmiştir bir şekilde. Bir projedir kendisi. Eğitimde geldiğimiz nokta ‘dindar, kindar nesil yetiştiriliyor’ diye hep ağzımıza takılıyor ama asıl mesele biat eden sorgulamayan, bulunduğu sınıfsal koşulları verileri kabul eden, bunların tanrı vergisi olduğu düşünen ve hiçbir şekilde değiştirilemeyeceği düşünülen bir kuşak yaratma çabasında bir taraftan. Dolayısıyla da dinselleşmenin bugün yapmaya çalıştığı şey. Bir taraftan da sınıfsal ilişkileri aynen muhafaza edilerek yeniden üretilmesi yani kapitalist üretim ilişkilerinin devamı” diye konuştu.

Şeker fabrikalarının özelleştirilmesinden bahseden Gezen şunları kaydetti: “Bugün özelleştirmelerin bir devamı şeker fabrikaları. Şeker fabrikalarında işleyen durumu gördük. Birçok fabrikaya kota konuluyor, birçok fabrika atıl durumda kalıyor, birçok fabrika atıl durumda, birçok fabrika yenilenmiyor ve zarar ettiği söyleniyor ki verilerle zarar etmediği de ortadadır. Kamu kurumu olarak işlemeye devam eden şeker fabrikalarıyla özelleştirilen şeker fabrikaları arasındaki istatistiklere baktığımız zaman çok net görürsünüz. Üretim kapasiteleri aşağı yukarı aynıdır ve buna rağmen kamu kurumları olarak üretim yapan şeker fabrikaları tüketiciye çok daha makul fiyata bu ürünü sunarlar. Bunu yapmak istemelerinin sebebi yapmak istedikleri şeker fabrikalarının arazilerinin değerleri. Bunu hepimiz biliyoruz. Dolayısıyla bugün geldiğimiz nokta tıpkı o kamu personel rejimine ilişkin dönüşümde yer alan çalışma raporunda söylendiği gibi kamuyu küçültmek, kamuyu tasviye etmek artık hiçkimsenin iş güvencesinin olmadığı sermayedarlar açısından bir ucuz iş gücü cenneti yaratmak ve istediğini alıp istediğni çıkarabildiği bu açıdan da hem kadrolaşmayı hem de bu kadroları kendisine olan biat meselesini kontrol edebildiği bir alan yaratmak istiyor ve eğitim işte bu yüzden çok önemli. Mesela insan hakları kitabında iki örnek var. Çocuklara en baştan tıpkı AKP’nin bugün yaptığı gibi güçlü olmanın haklı olmaya getirdiği bir ideoloji öğretilmeye çalışılıyor. İnsan Haklarının girişinde en temel girişinde bu yazıyor. Yani gücünüzü hakkınızdan değil, hakkınızı gücünüzden aldığınız bir düzen kurmaya çalıyor AKP. Bu kitapların içerisinde yine şu var birçok emekçi, birçok kesim kadınlar da dahil olmak üzere genellikle yırtık pırtık kıyafetler içerisinde aldıkları üç kuruşluk maaşa şükreden şekiller resmedilmiş ve kesinlikle isyan etmenin buna başkaldırmanın hiçbir şekilde meşru olmadığı bir hayatı öğrenerek büyüyorlar Biz bunu gerçek hayatta Soma Katliamı’nda görüyoruz. 301 madenci katledildiğinde taşeron sisteminden dolayı AKP orada o işçilerin hakkını vermek yerine o madenlerde işçi sağlığı ve iş güvenliğini almak yerine bununla ilgili sermayedarları sıkıştırmak ve sermayedarlar üzerinden ciddi bir denetim kurmak yerine oraya mollaları gönderdi. İnsanlara dedi ki ‘Şükredin, Allah’tandır, bu kaza, fıtrattır biz sizin kan paranızı vereceğiz.’ Susturmaya çalıştı buradaki insanları. Bunu Ermenek’te de gördük, bunu yaşanan bütün işçi cinayetlerinde gördük ve düşünün bir savaş ortamındayız ama her gün bu ülkede özellikle 2017 istatistiklerine baktığımızda 2 bin 6 insan en az işçi cinayetlerinde yaşamlarını yitirmişler. Liselerde özellikle meslek liselerinde yapılmak istenen bu durumu üniversitelerde de yansımalarını görüyorsunuz. Yine bu yaz Mayıs ayında üniversiteler ilişkin bilim sanayi işbirliği adı altında bir yasa çıkarıldı. Bu yasa birçok yerde gençlerin özellikle de Fen Bilimleri alanında okuyan, son sınıfta yarı dönem asgari ücretin yüzde 35’ine belirli iş yerinde çalışması zorunluluğunu getirdi. Meslek liselerinde yaptıkları sömürü çocukların iş gücünden faydalanmak, çocukları işçi olarak sömürmek meselesi öğrencileri önce müşteri sonra ucuz iş gücü olarak görme meselesi iç içe geçmiş durumda üniversitelerde ve bunu yaygınlaştırmak için çok adım attılar.”

Eğitim - 01:10 A A
BENZER HABERLER

YORUM BIRAK

YORUMLAR

Hiç yorum yapılmamış.
Kütahya escort Mardin escort Van escort Yalova escort Şanlıurfa escort

YAZARLARIMIZ

  • DÜŞMANIN BİRÇOK YÜZÜ VARDIR AMA TEK BİR İSMİ VAR…

    Bir parkurda yaşar gibi yaşadığımız 2019’u geride bıraktık. Tekrarlanarak yaşanan İstanbul seçimlerinin toplum üzerinde yarattığı olumsuz baskının enerjiye dönüşerek sandıkta yansımasını izlerken; yeni günlere umutla bakmaya başladık. 2013’teki isyanın farklı boyutta yansımasıydı sandık sonuçları. Kapının aralanmasının nihai zafere götürdüğünü söylemek mümkün değil elbette! Emeklilikte yaşa takılanlardan, yılın sonunda asgari ücrete yaptıdığı iddia edilip yapılmayan zammın […]
  • DONALD TRUMP ÇİNGENELER ARASINDA

    Amerika’da seçimi kaybeden Donald Trump, sandıktan çıkan yenilgi oylarına itiraz etmiş, sonuç olarak kongre binasına yandaşlarını çağırmıştır. Çıkan çıngar sonunda ölenler olmuştur. Amerikan savunma bakanlığı ve diğer askeri kuvvet komutanları anayasaya bağlı olduklarını ifade etmelerinin sonucunda direnci kırılan Trump, Meksika sınırını aşmaktan vaz geçip, okyanusu aşıp Avrupa’ ya ulaşır. Çok sevdiği Türkiye’ye Hamzabeyli sınır kapısından […]
  • CHP EDİRNE İL BAŞKANI VE YÖNETİMİNİ SEÇİYOR..

    1980 Faşist Darbesi sonucu 1982 Anayasası ve arkasından tüm kanunlar gibi Siyasi Partiler Kanunu, seçime ilişkin düzenlemeler her yapıda Demokratik yapılanmayı altüst ediyordu. Ve günümüze kadar ki uygulama, bir parti yapılanması içinde Siyasi Parti Karar Organları yerine karar ve sözün tek kişi Genel Başkanda toplanmasına yol açan bir gidiş… Buna karşı demokrasiyi savuran CHP’nin bu […]
  • United İçin Kaostan Çıkmanın Ana Formülü; Plansızlık

    Manchester United için ana plan eksikliği, girdiği şu kaotik dönem için büyük avantaj. Sir Alex Ferguson’ın bir felsefesi var mıydı? Belki de ilk işinden bu yana geçen 39 yıl içerisinde bazı temel ilkeleri ayırt edebilmek mümkün. Futbol’un nasıl oynanması gerektiğine dair temel bir plan üzerine teori ortaya sunmadı. En büyük başarısı doğru oyuncu tercihleri ve […]
  • Emek ve Mücadelenin Günü

    Geçen sene bu zamanlar 1 Mayıs hazırlıkları içinde baharın gelişinin vermiş olduğu enerji ve motive ile zamanımız geçerken şimdi korona ve işsizlik mücadelesi içindeyiz. 2019 yılını arar,  2021 yılına da uzak olduğumuz bugünlerde pandeminin etkisiyle işçi sınıfının durumu gün geçtikçe zorlaşıyor. Psikolojik ve ekonomik olarak zor bir süreçten geçiyoruz ve bu durum salgının bitmesiyle de […]
  • Covid-19 Karantina Günlükleri

    Merhaba sevgili okurlar, Covid tedbirlerine rağmen artık çember daralmıştı. Sonunda ben de Covid’e yakalandım. Çok şükür 20 günlük bir tedavi sonrası şimdilik bu illeti başımdan attım. Bu yazımda sizlere yaşadığım karantina ve tedavi sürecini baştan sona kadar aktaracağım. Öncelikle şunu söylemeliyim ki zor bir süreç dostlar. Öncelikle virüse bir arkadaş toplantısı sonucu yakalandığımı düşünüyorum. Tedbirleri […]
  • ÜCRETSİZ İZİN VE İŞÇİYİ KORUMA İLKESİNİN SONU !

    İş Hukukun en temel ilkelerinden biri “ İşçiyi koruma ilkesidir”. Diğer hukuk dallarından farklı olarak iş hukuku ayrıcalıklı bir hukuk dalıdır ve temelinde ekonomik olarak sistem karşısında güçsüz olan işçileri hukuki yönden koruma amacını taşımaktadır. Gelişen tarihi süreç içerinde iş hukukunun bu niteliği genel kabul görmüş ancak içeriğindeki işçi lehine olan düzenlemeler zaman zaman ekonomik […]
  • ÇOKLU BARO, HUKUK DEVLETİNİN SONU MU?

    Türkiye Cumhuriyeti tarihinde en önemli günlerden biri 16 Nisan 2017’‘de gerçekleşen halk oylamasıdır. Söz konusu oylamada yapılan Anayasa değişikliği ile adı “Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi” olarak geçen ve içeriği ile “Seçimli Monarşi” olarak değerlendirilebilecek siyasal sistem değişikliği gerçekleşmiş oldu. Bazıları için olağan bir referandum ve demokratik bir değişiklik olarak algılan bu durum gerçek anlamda ise 29 Ekim […]
TAKIMLAR O G B M A Y Av P
1.Fenerbahçe752012 6617
2.Alanyaspor651015 21316
3.Galatasaray74129 5413
4.Fatih Karagümrük732214 8611
5.Çaykur Rizespor732210 8211
6.Kasımpaşa73228 6211
7.Başakşehir73139 8110
8.Beşiktaş63129 9010
9.Gaziantep FK71519 10-18
10.Sivasspor62226 7-18
11.Antalyaspor72237 10-38
12.Hatayspor52214 7-38
13.Yeni Malatyaspor72236 10-48
14.Göztepe614110 737
15.Erzurumspor62138 11-37
16.Konyaspor61326 516
17.Kayserispor62044 9-56
18.Gençlerbirliği61234 7-35
19.Trabzonspor71249 14-55
20.Denizlispor61235 10-55
21.MKE Ankaragücü50144 9-51

HAVA DURUMU

25 Ocak 2021 PAZARTESİ
12°
  • SAL 14.0°
  • ÇAR 11.7°
  • PER 3.2°

DÖVİZ KURLARI

  • BIST -
    -
  • ALTIN
    -
  • DOLAR
    -
  • EURO
    -

ŞANS OYUNU SONUÇLARI