a

“Türkiye’nin Özevlatları Köy Enstitüleri”

ad826x90

Bu haftaki kültür-sanat sayfamızda aydınlarımıza, eğitimcilerimize, velilerimize Köy Enstitüleri hakkındaki fikirlerini sorduk.

Edirne Veli-Der Başkanı Mustafa Aytekin:  Köy enstitülerinde eğitim; yaparak, yaşayarak imece usulü uygulanan bir sistemdi. Öğrenciler ezberden çok düşüncelerini, hayallerini söyleyen, deneyi yapan, resimleyen ve yorumlayan anlayışla yetiştirdiler.
Bu okullarda resim, müzik,spor ve edebiyatla uğraşarak sanatsal yönleri gelişmiş, coğrafya, matematik ve fizik derslerini uygulamalı görmüşlerdir. Bu nedenle özgüvenleri yüksek, insani, doğayı ve ülkesini seven toplumsal düşünen bireyler olarak yetiştirildiler.
Zamanımızda ise; rekabete dayalı ezberci sistem öğrencilermizin bencil bireyler olmasını sağlamaktadır.
Paylaşmayan, hep önde olmak isteyen, bu nedenle rekabet kurallarında tüm olumsuzlukları uygulayan, hazırcı, tüketen ama gerçek yaşamda bocalayan bireyler oluyorlar.
Veliler olarak, çocuklarımızın insan odaklı, paylaşımcı,rekabetten uzak, yeteneklerine göre severek uygulanabilecek köy enstitüleri modeli bir eğitim almalarını istiyoruz.
Son yıllarda laik bilimsel eğitimden uzaklaşıyoruz. Din ağırlıklı, soyut bilgiye dayalı eğitimle çağı yakalayamayız.
Yap-boz tahtasına dönen, sınav odaklı, bilimsellikten uzaklaşılan bu sistemden çocuklarımızın daha fazla zarar görmeden; radikal kararlar alarak, geçmişte uygulanmış ve çok başarılı olan köy enstitüleri bizce uygun bir modeldir.

“Türkiye’nin Özevlatları Köy Enstitüleri”

Eğitim-Sen Edirne Şube Başkanı Ayhan Fırtına: Emperyalist Devletlerin çürüyen Osmanlı İmparatorluğu’nu paylaşma derdine düştüğü sırada kurtuluş mücadelesi veren Türkiye halkı, 1923’te Cumhuriyeti ilan etti. Cumhuriyet kurulduktan sonra, toplumu ileriye taşıyacak, ülkeyi kalkındıracak devrimler ve yenilikler gerçekleştirildi. Eğitim alanında da ülke gerçeklerine en uygun olacak sistem 1936’da başlayan araştırmalar sonucunda 17 Nisan 1940 tarihinde yasal düzenlemelerle “Köy Enstitüleri” hayata geçirildi. Çalışmalar sürecinde ülkenin durumu şöyleydi:

Halkın yaklaşık %90’ı okumu yazma bilmiyor, kadınlarda ise yok denecek kadar az. Anadolu’nun köylerinde okul ve öğretmen yok. Osmanlı’da üç kanallı eğitim uygulanmakta, medreseler dinsel eğitim veriyor. Azınlıklar ve yabancı okullarda milliyetçi eğitimler yapılırken, Tanzimat okullarında batılı tarz klasik eğitim verilmekte. Bu farklılıkların sonucu toplumda çatışmalar yaşanmakta.  Bu durum tespitinden sonra ulus olmanın yolunu açacak hedefler 1935’ten itibaren oluşturulmuştur. Başta nüfusun %80’lik kırsalda yaşayan köylünün kalkınması sağlanmalıdır. Yeni nesilleri yetiştirecek köy öğretmenleri, yine köy çocuklarından oluşacaktır. Köy Enstitüleri yurdun farklı bölgelerine ve birbirleriyle dayanışma içinde hızla çoğalır. Enstitülerde köylere sadece öğretmen değil, halkın yaşamında gerekecek her konuda bilimsel ve yeni bilgiye sahip, yol gösterici liderler yetişmektedir. On yıllık hedef belirlenmiş, Türkiye’nin okulsuz köyü kalmayacak şekilde planlanmıştır. Dört yıl sonra mezunlar verilmeye başlar, yurdun dört bir yanına dağılan öğretmenler ışıklarıyla aydınlık saçar. Köylüler bilinçlenir, üretim çeşitlenir ve artar.

Köy Enstitülerinin mimarı İsmail Hakkı Tonguç’a göre eğitim; “Çocuğu toplumun çalışma hayatına katıldığı zaman etkin bir yurttaş olarak yaşayabilecek duruma getirmektir. Bunu gerçekleştirebilmek için çocuğu tanımak, onun yaratılışına uygun iş şekillerini bilmek lazımdır.”

Türkiye’deki gelişmelerden, aydınlanmacı ve devrim karşıtları çıkarlarının sekteye uğramasından rahatsız olmuşlardır. Bunlar başta toprak ağları, devlet bürokrasisi ve şeyhler, cemaatler ve benzerleridir. Kapatılması için, gerici çıkar çevreleri her türlü karalamayı yaparak bürokrasi ile işbirliklerini sürdürmüşlerdir. 1946 sonrası işbaşına gelen iktidarlar, aydınlanmanın önderlerinin eğitim bakanlığından uzaklaştırmışlardır. Yıllar geçtikçe Köy Enstitülerinin statüleri değiştirilmiş etkinlikleri azaltılmıştır. Bugün geldiğimiz noktada, köy okulları kapatılmış, öğretmenler halktan uzaklaştırılmış, imamlar tam yetkilendirilmiştir. Laik ve Bilimsel eğitim yerine, dini eğitim veren imam hatipler hızla arttırılmıştır.  Müfredatta yapılan değişikliklerle seçmeli (zorunlu) dini içerikli dersler getirilerek tüm okulları imam hatipleştirme çabasındalar.

Eğitim Sen, başta eğitim sistemi olmak üzere tüm toplumsal yaşamı kuşatan ve sadece kendi ihtiyaçlarına dönük çaba içinde olanlara karşı yürüttüğü mücadelesinden asla vazgeçmeyecektir. Herkes için, Laik, Bilimsel, Kamusal, Nitelikli, Parasız, Anadilinde eğitim mücadelemiz sürüyor, kazanana kadar sürecektir.

Av. Celal Ülgen: Köy Enstitüleri, başarılı ve çağdaş eğitim kurumlarıdır. Onlardan yararlanacağımız sonuçlar çıkarmalıyız. Karanlık güçler, ulusumuzu, bağımsızlığımızı, bölgemizi tehdit eder duruma geldiler. Enstitüler ruhuyla yeniden dik durmaya geçmeliyiz.

Gürşen Kafkas: Köy Enstitüleri, toprağımızın ve insanımızın sorunlarına çare üreten insanları yetiştirdi. Kalkınmamızı, çağdaşlaşmamızı istemeyen feodal ve gerici çevreler, bunu durdurdu. Bu çevreler,  bugün de bunu yapmaktalar. Öyleyse, yazboz tahtasına çevrilen, her gelenin çomak soktuğu, gayrı milli eğitim sistemini, Köy Enstitüleri ışığında ulusallaştırıp kalıcı kılmaktan geçer kurtuluşumuz.

Muhsin Durucan: Köy Enstitüleri, Anadolu’nun yüzyıllara dayalı imece (paylaşımcı) geleneğine dayanır. Dersler uygulamalı, sanat ve bilim ağırlıklıdır. Kitap ve kitaplık, en çok bu dönemde artmıştır. Kişi başına yıllık okunan kitap sayısı 25’tir. Bugün bu sayı 5’ler civarındadır ve ayrıca seçici de değildir. Bu yüzden gericiliğin karanlığına saplandık. Yeniden güler yüzlü, hoşgörülü, üretken, sorgulayan, özgür bireyi yetiştirecek eğitim modeline dönmek zorundayız.

Nazan Moroğlu: Cumhuriyet ve onun çağdaş eğitim kurumları olan Köy Enstitüleri, ümmet bireyi olan kul yerine laik hukuk sistemini ve özgür bireyi hedefledi. Bugün de çağdışı anlayışların temsilcileri, halkı kul yapma ve ülkeyi sömürge valilerine teslim etme çabasındalar. Buna izin veremeyiz.

Metin Gökyokuş: Köy Enstitüleri; üretkenliğin, laikliğin, demokratik yönetimin, iş içinde eğitimin kurumlarıdır. Nüfusumuzun yüzde sekseni köylü olduğu için de köyü ve köylüyü

Programlamıştır. Bugün ise köyler boşaltılmış, ancak kentler köyleştirilmiştir. O nedenle, Enstitüler’den esinlenerek, Kent Enstitüleri oluşturmalıyız.

Hasan Kıyafet: Tarih, günümüzle köprü kuramıyorsa tarih olmaz. Köy Enstitülerinin eksikliklerini gidererek okullarımızı ve eğitim sistemimizi çağdaşlaştırmalıyız. Çünkü bir sistem, ancak kendini yaşatabilecek insanlarla kalıcı olabilir. Örneğin Cumhuriyet, medreselerin yetiştirdiği insan tipiyle yaşayamayacağını gördüğü için, Köy Enstitülerini kurdu. Bugün de bu kurumların boşluğunu doldurmak, bizim için yaşamsal bir zorunluluktur.

 

+ posts
ad826x90
YORUMLAR

s

En az 10 karakter gerekli

Sıradaki haber:

“Selimiye Camii Çevresi Kentsel Tasarım ve Peyzaj Projesi”ne Ödül

HIZLI YORUM YAP