FLAŞ HABER:
Ana Sayfa Köşe yazıları 2 Kasım 2018 209 Görüntüleme

VATANDAŞ ABUZER

Yaşadıklarımdan öğrendiğim bir şey var, yaşadın mı adam gibi yaşayacaksın tek ve Vatandaş Abuzer de yaşadıklarından öğrendikleriyle, hayatın güzelliklerini fark ederek insan gibi yaşamayı seçmişti. Bu onun hayat felsefesi olmuştu, hayatın her yönünden kendine yakışanı bulup onu kendi hayatına uygulayıp yeri geldiğinde gülen güldüren, yeri geldiğinde düşünen düşündüren bir hayat çizgisinde ilerliyordu ta ki elinde bir gazete sokakta yürüyor diye suçlanana kadar. Ve hikâyesi burada başladı. Dönem karışık dönem. Türkiye’yi kurtaracak bir dünya adam var ortalıkta ve Türkiye’yi karıştıran, kendisi bilmediği halde örgüt başkanı olan adamlar da çok. Bunlardan biri de kahramanımız Abuzer.

Abuzer her zamanki gibi sabah sporunu yapmış sabahın ilk saatlerinde bayinin birinden günlük bir gazete almış yürüyorken kendisinin de anlamlandıramadığı bir karmaşa yaratılmış ve Abuzer o günden sonra siyasi bir suçlu, bir örgüt lideri olmuştu. Peki, bunu nereden anlamıştı Türkiye kurtarıcıları Abuzer’in tipinden… Ve Abuzer şubeye sorguya getirildi. Önce polisler ifadesini almaya başladı.

-“Abuzer efendim” diye başlar konuşma. Amir Abuzer’e tüm bildiklerini onlarla paylaşmasını ister ve Abuzer’e bunu belirtir. Abuzer de itiraz etmeden “tabi anlatırım tüm bildiklerimi amirim” der. Abuzer bunu söyleyince amir bir vatan hainini daha alt etmenin sevinciyle; “Seninle iyi anlaşacağız evladım, şimdi söyle bakalım sen örgütün neresinde bulunuyorsun” der. Abuzer: “Üzgünüm ama bunları anlatmamın imkânı yok” der ve bunu diyince güçlü bir tokat ve arkasından yumrukları yer. Amir onunla dalga geçildiğini düşünerek sinirlenir fakat bilmediği ve inanmadığı bir şey vardır ki gerçekten Abuzer’in bunları anlatmasının imkânı yoktur. İşkenceler başlamıştır Abuzer’e en ağırları, en can acıtıcıları ama ser verip sır vermez Abuzer. Çünkü Abuzer’in onlara verebileceği en büyük sır taze bir balığın nerden anlaşılacağı ve iyi yemek yapmayı bilen biri olarak bununla ilgili vereceği birkaç cümleden başka söyleyecek, anlatacak bir şeyi yoktu. Hoş olsa da bu amir ve onun gibilerle paylaşmazdı Abuzer. Çünkü aynı dili konuşmuyor, konuşsa da anlaşılmıyordu onlar tarafından. Anlaşılmamaktan yakındı işkence de olduğu günlerde fakat bu yakınmayı haykırarak, bağırıp acı çektiğini karşısındakilere belirterek değil aksine gayet sakin, nükteli bir ifadeyle belirtiyordu. Bu durum karşısındaki polisi, amiri, komutanı derken savcıyı ve üst makamları daha çok sinirlendirip, hırslarını üzerinde uyguladıkları çeşitli işkencelerle

çıkartmaya çalışsalar da olmuyor, olmuyor. Amaçlarına ulaşamıyorlar. Hoş hangi amaca hizmet ettiklerini bile bilmiyor birçoğu. Amiri astına, müdür amire, komutan erine, emirler yağdırarak herkesin sözüm ona “Vatan Millet Sakarya” deyip kendi itibar kavgaları, hırslarıyüzünden birçok suçsuz insanın işkenceler gördüğü, sebebi belirsiz yere müebbetler, idamlar yediği bir ülkede yaşanmıştır bu dönem.

Abuzer’e işkenceler, gözaltılar yetmemiş, söylediği her kelimeden, her cümleden bir senaryo çıkartılmıştı. Bu gözaltı süreci 3 ay kadar sürmüştü. Bu dönemde birçok insanla tanışır. Abuzer siyasi şubede olduğu için orada tanıdığı tüm arkadaşları da siyasi suçlulardır. Onlarla ortak yanları hayatı insan gibi yaşamak istemesi ve gördüğü işkencelerden başka bir şey değildi. Ne bir örgüt arkadaşlıkları ne de bir eylemden tanışmışlıkları vardı. Fakat yargılayanlar için bu insanların hepsi birbirini tanıyan, aynı kavgayı veren vatan hainleriydi. Hatta Abuzer bunların önemli bir örgütünün de sağlama adamlarındandı. Fakat bunu nasıl ispat edeceklerdi? Ortada somut kanıtlar yoktu. Onlar da kendi yazdıkları

senaryoyu kendileri oynardı ve oynatırdı o zaman. Bu senaristlik ne zamana kadar devam edecekti peki? Abuzer ve onun gibileri konuşturup vatan hainlerini yakalamanın mutlu zaferini yazıp finali oluşturana kadar. Fakat bu olmadı, olmayacaktı da. Çünkü insanlar insanca yaşamanın kavgasını verdiği bu dönemde pes edip onların istediklerini yapsalardı verdikleri insanlık mücadelesi ve insanca yaşama şansları hiç olamayacaktı. Ama bu şekilde

bir umut vardı. En azından yenilmemenin, pes etmemenin gücü onları daha da umutlandırıyordu. Böyle insanlar tanıdı Abuzer burada. Onlarla hayatın direnme dönemini yaşadılar hep birlikte. Şaşırdı Abuzer, çok da şaşırttı. Neye şaşırdı? Neden burada olduğuna, sebebi belirsiz yere neden cezaevine konulduğuna, oradaki insanlara bir insana yapılamayacak olup yapılan her şeye şaşırdı. Şaşırttı, neden şaşırttı? Devlet büyüklerine, polislere, komutanlara ters

cevaplar vererek şaşırttı, işkencelere gık demeden dayanması şaşırttı, alaycı birçok ifadesiyle karşısındakileri hem düşündürdü hem şaşırttı hem de yeri geldi çılgına çevirdi. Ama bunların hiçbir kasti yapılmış şeyler değildi. Her şey doğalında gelişiyordu. Abuzer hiçbir şeyi kurup senaryo yazmıyordu sadece onun üzerinden yazılan senaryoyu doğaçlama devam ettiriyordu.

Abuzer’in ve diğer arkadaşlarının hapis günleri de birbirinden zor şartlarda ilerliyordu. Gardiyanlar ara ara insanları götürüp işkencelere devam ediyorlardı sebepli, sebepsiz. Abuzer her zamanki serinkanlılığını koruyordu gerek gardiyanlara gerek üstlere karşı. Ve onun bu kimseyi ciddiye almaz tavrı herkesi hayrette bırakıp, amirleri-memurları deli ediyordu bu yüzdendir ki atıldığı hücrelerin, maruz kaldığı dayağın, işkencenin haddi var hesabı yoktu.

Peki bu kadar şeye rağmen bu insanların hakları yok muydu? Vardı, olmaz mı? Hatta devlete göre bu vatan hainlerine hak ettiklerinden fazla bile haklar veriyoruz diye söylemler oluyordu. Bu tutukluları denetleyen, onlara haklarını veren komutanlar ve komutanları da denetleyen generaller verilen hakların çok fazla olduğunu, onlara hak ettiklerince davranmaları gerektiğini her denetleme raporunda belirtiyordu. Peki, neydi bu insanların hak ettikleri haklar? En basit ifadeyle insanca yaşamamak. Neden peki? Böyle bir isteği dile getirdikleri için, düşündükleri için, kendi düşünceleriyle yaşamayı seçtikleri için.

Abuzer gözaltına alındığı günden beri bir örgütün lideri olmakla suçlandığı yetmezmiş gibi içerde de tutukların elebaşı olmakla suçlanıyordu ve bu suçlamaların ardı arkası kesilmiyordu. Abuzer onlara sunulan şartlara itiraz ediyordu ama bunu oranın düzenin bozmak için değil; olmayan düzeni, haklarını kazanmak için yapıyordu. Tabi onun tutumları

diğer tutuklulardan bazılarını cesaretlendirirken bazılarını da kızdırıyordu. Çünkü her tutumu gerek arkadaşlarına gerekse kendine cezai bir dolu yaptırımla geri dönüyordu. Bu yaptırımlar devam ederken kimileri pes edip onların istediği gibi davranmaya başlıyor, kimileri de artık işkencelere dayanamayıp yaşamlarını kaybediyorlardı. Günle böyle devam etmekteydi ve Abuzer kaybettikleri gencecik bir arkadaşlarının ardından bir süre kendine gelememiş ve her

zaman anlayamadığı bu düzeni suskunluğuyla biraz daha yadırgayıp kınamıştı. Fakat zaman bu düzenin karşısında boyun eğip kalma zamanı değildi çünkü suçlu olsan da suçlusun bu memlekette suçlu olmasan da. Abuzer eski konuşkan günlerine geri döndü daha da dayanıklı ve dirençli olarak. Direncini hiçbir zaman vatanına hainlik yapmaktan, insanların yaşam haklarına saldırmaktan, esaretten, kötülükten yana kullanmamıştı. Direncini yaşamaktan yana

kullanmayı seçmekti onun suçu ve bu suçun cezası ağırdı. Her şeyi tek başına göğüslemeyi öğretmişti hayat Abuzer’e. Nasıl ki suçu yokken tutuklanıp müebbet yemek onun sırtına yüklenmişse bu suçu kendi sırtından atmak da ona düşmüştü fakat onların yöntemleriyle değil. Bu sefer senaryoyu kendisi yazacaktı Abuzer. Ona içerde kaldığı sürede devlet

büyükleri tarafından yazılıp oynanan oynatılan senaryonun oyunu bitmişti şimdi sırada kendi

yazıp yönettiği bir senaryo vardı. Ve Abuzer’in yazdığı senaryo da insanca sadece insanca

yaşamak vardı….

İlginizi çekebilir

Kadın Üniversiteleri mi?

Kadın Üniversiteleri mi?

Tema Tasarım | Osgaka.com