FLAŞ HABER:
Ana Sayfa Köşe yazıları 9 Haziran 2019 36 Görüntüleme

BİTTİĞİN KADAR BAŞLA

Bu da benim sonsuzluğumdur.
Lanet mi? Yoksa hediye mi? Siz karar verin…
Yaptığım şakalar bazen insanları korkutmuştur. Tabi bu öyle bir korkutma değil. Vahşice fanteziler kurar, sevdiğim insanları zihnimde parçalara ayırırdım.
Gözleri çok güzel olan bir kadın tanımıştım. Bir gün “gözlerin o kadar güzel ki kaşıkla çıkartıp, öpüp, tekrar yerine takasım var” demiştim. Cümlenin bitimiyle birlikte, o ilk bakışını gördüğümde gülme krizine girmiştik. Hatta bir kaç saat önce, çok zekice plan yapan kardeşe “kafatasını testereyle kesip, beynini çıkartıp sarılmak geldi içimden” dediğimden beri eleman çevrimdışı takılıyor (neden acaba?) sanırım eski dostlarım bu şakalarıma daha normal bakıyor.
Kendimce vermiş olduğumu düşündüğüm -böyle bir tabir zaten varmış- ‘düşünsel şiddet eğilimi’ tezimi eskiler daha iyi bilir. Eğlencenin ve samimiyetin dozuna göre, sevdiğim ya da sohbetinden hoşlandığım kişilere bu tip fanteziler kurmak keyifliydi.
O güne kadar…

*
Eski fotoğraflardan fırlamışçasına karşımdaydı. Önce duraksadım. Değişiklikler elbette olur. Biz bazen meydan okuyoruz.
“Kardeşim naber?” sarıldık, hem de çok sıkı.
“İyiyim…” diyebildi sadece. Sarıldığımız andaki çarpışma, cümlenin sonunu çıkartmaya nefes kalmayacak kadar sert olmuştu.
Ayrılıp sadece birbimize baktık.
“Kaç yıl oldu ya?”
“Sanırım 10”
Tam ağız dolusu küfür edeceğim sırada, arkada sırıtan silüeti gördüm.
“Merhaba” dedi cimcime suratlı bir kadın. Kendimi biraz tuhaf hissettim. Dakikalarca sarıldık ama ben arkada onu görmemiştim. Bana misafirden bahsetmemişti. Ama ne fark eder? Kardeşimin misafiri benim misafirimdir.
“Merhaba. Kusura bakma seni fark etmedim. Bu adamı yıllardır görmüyordum ve…” derken sözümü kesti zaten.
“Saçmalama. Yol boyunca eski anılarınızı dinledim ve ilk karşılaşmanızı bölmek bu anılara saygısızlık olurdu.”
Tokat yemiş gibi oldum. İçine düştüğüm sersemlikten kardeşim çıkardı beni. Elini omzuma dolayıp sarstığı anda, beynim kendine geldi.
“Hadi oğlum, son malzemeleri toplatıp kendimizi eve atalım”
Yol boyunca, kısaca ne işler yaptığımızdan, hayatın gidişatından ve yapılmak istenenlerden falan bahsedildi. Markete girdik ve eğlence başladı. Sırayla market arabası tura çıktık. Tabi güvenlik gelip uyardığı zaman bu eğlence yarıda kesildi. Peki eğlence biter mi? Bizde asla. Güvenliği bir kere işkillendirmek zaten yeterli bir eğlence. Peşimize takılır, ters bir hareketimizi bekler, zaman zaman kamera odasına yakın çekim için direktif verir, aldığı cevaba göre hareket eder.
Sorunsuz şekilde alışveriş bitip eve attık kapağı.
Önceden hazırladığım sofranın son parçaları da yerine oturmak üzereydi.
“Sofrayı hazırlamak için neden bizi beklemedin?” diye sordu cimcime suratlı kadın.
“Bu saate kadar boş oturup sizi bekleseydim, heyecandan kendimi duvara çivilemiş olabilirdim”
Kadının suratında ‘duvara çivilensem nasıl görünürüm’ bakışını sezdim. Sonra gülümseyerek son kalan eksikleri de masaya koyduktan sonra, yerlerimizi alıp geceyi başlatan zil sesiyle ilk yudumlar doldu düşüncelere.

*
Dakikalar saatleri kovaladı, saniyeler saygınlığını yitirdi. Havada duran şişeleri, dumanın içinden çıkan renkler izledi. Sanırım ilk kırılma oralarda bir yerde oldu. An geçtikçe cimcime suratlıyı sevmeye başladım. Kardeşime çok kez yapmış olduğum şakalardan ona da yaptım. Hiç düşünmeden karşılık verdi ve dozumuzu bir kademe daha yükselttik.
Tuvalete gitmek için ayağa kalktım. Yer adeta akıyor, kumla çamurun birleşip iki cam arasında sıkışması gibi, şekil değiştiriyordu. Yerden bir suratın bana baktığını gördüm. Gözlerini dikmiş, bir şeyler söylemek istiyor gibiydi. Umursamadan yoluma devam ederken, o surat şimdi de duvardan beni takip etmeye başlamıştı. İçimde bir ürperti hissettim. Sonunda tuvalete varmıştım. İşimi halletmem sanki saatler aldı. Ellerimi yıkamak için lavaboya eğildim ve kafamı kaldırdığımda bana bakıyordu. Yine konuşuyor ama duyulmuyor. Eğer az önce çişimi yapmamış olsam kesin altıma yapardım. Sonunda sesi duyuldu.
“Korkma, yaklaş”
Nasıl olduysa korkum geçti. İnanılmaz şekilde rahatça aynaya eğildim ve kulağımı uzattım. Söyleyecekleri bittiğinde ayna eski haline geldi ve şaşkınca suratıma bakan yansımamla karşı karşıya kaldım.
Salona geri döndüğümde, kardeşim ve cimcime suratlı; yere uzanmışlar, gözlerini tavana dikip koyu bir sohbete dalmıştı. Yanlarına uzandım ve sanki hiç gitmemiş gibi (kim bilir belki de hep oradaydım) sohbetin göbeğinden kalbine ilerledim.

Bir ara cimcime suratlı bana baktı. Yine o bilmiş tavırla bir şey söyleyecek oldu. Daha cümlesine başlamadan ayağa kalkıp masadaki ekmek bıçağıyla yanaklarını kesip ısırdım. Tıpkı ona yaptığım şakada olduğu gibi. Bu bana büyük bir zevk verdi. Kardeşim daha olayı anlayamadan bıçağı bırakıp, çatalla bağırsaklarını deşmeye başladım. Her darbede kahkaha atıyorduk. Çılgınca ama çok zevkli. Cimcime suratlı kadın, yanaklarını eline almış “çok yumuşak lan!” diye çığlıklar atıyor, kardeşim de “makarna gibi çatala dolasana, dene bunu” diyerek ona daha da işkence yapmamı istiyordu.
*
İkisi de öldüğünde gece yarısını geçmişti. Saatlerce süren kahkaha ve yerdeki debelenmelerden olsa gerek, komşular kapıya dayanmış belki de polisi çağırmıştı. Kapının yumruklanmasıyla kendime geldiğimde bu işin geri dönüşü olmadığını anladım. Söz bir kere verilir.
Arka odaya gidip babamdan kalan av tüfeğinin fişek yuvasına iki tane domuz fişeği koydum. Cebime de bir kaç fişek koymayı ihmal etmedim. Kapı hala yumruklanıyor, zile sürekli basılıyordu. Kafamın içi seslerle doldu. Artık vakti geldi. Kapıyı açmamla birlikte, göz göze geldiğim ilk adamın kafasının ortasından domuz saçmalarının geçmesi arasında, bir kaç mili saniye geçmiştir. Adam arkaya doğru düşerken, beyni olduğunu düşündüğüm o pembe parçaların üstüne yapıştığı diğer adam beline doğru hamle yaptı. Ben daha avantajlı olarak tetiği tekrar çektim ve bu seferki suratının tam ortasında delik açılmasıyla biten o patlama kulaklarımı çınlattı. Yerde yatan iki adam da polisti. Yazık oldu. Ben tüfeği doldururken, çığlık atan bir kadının kaçtığını fark ettim. Arkasından koşmaya başladım. Ayaklarımda sadece çoraplarım olduğunu sokağa çıkınca anladım. Kadını menzilime aldığım zaman tetik bir kez daha canlandı ve sırtından öne doğru fışkıran ciğer parçaları bütün yola dağıldı.
Arkamdan birinin bağırdığını duydum.
“Yavaşça arkanı dön”
Bu sesi biliyordum. Eskimiş yönetici. “Sonumu o adam getirmeseydi keşke” diye düşündüm. Ama intikam almak için güzel bir yöntem. Bırakayım da işimi bitirsin. Ben de onun vücuduna sahip olup ailecek işlerini bitirebilirim. Sözüme de sadık kalırım.
Hızla döndüm, tam nişan alacaktım ki…
*
Tekrar görmeye başladığımda silah elimdeydi. Karşımda yatan eski bedenime bakıyordum.
Gerçekten de olmuştu.
Aynadaki sözünü tuttu.
“Sen sadece öldür. Senin sonunu getirenin bedeni senin olacak ve sen hiç bir zaman ölmeyeceksin”

Tema Tasarım | Osgaka.com