a

TÜRKİYE’DE ÇİNGENELER VE YOKSULLUK

ad826x90

Menşei Hindistan veya Mısır çıkışlı olduğu yönünde farklı görüşler olsa da dağıldıkları dünya coğrafyalarının en eski kavimleridir Romanlar. Bulundukları coğrafyalarda yaşam tarzı ve gerçekleştirmiş oldukları mesleklere göre adlandırılmış olsa da genel tanım olarak çingene tanımına karşılık gelecek kelime ile adlandırılmışlardır. Yoksulluk ve dışlanma kökenleri Hint Kast Sistemine dayalıdır. Osmanlı döneminde ”Çingan” tanımımın karşılığı “yoksul” anlamında kullanılmıştır. Türkiye’de halen büyük bir çoğunluk olarak Roman topluluklar politik, sosyolojik, eğitsel eşitsizliklerin sarmalı içindedir. Bu sarmalın temel ekseni yoksulluğun yarattığı sosyal dışlanmadır Yoksulluk gelişmiş ülkelerinde bir sorunu olarak karşımıza çıktığı gibi, Türkiye’nin uzun yıllardır toplumsal bir sorunu olmaktan kurtulamamıştır. Yoksulluk göreceli bir tanım olmakla birlikte, Roman topluluklar için yaşamsal ihtiyaçlarını gidermede yaşadığı sorunlar olarak nitelendirmek en doğru bir yaklaşım olacaktır. Yoksulluk Romanların yüzyıllardır içinde bulunduğu sosyal bir sorundur. Sosyal refah düzeylerinin yetersizliği yaşamlarının her alanında kendini göstermektedir. Barınma ile başlayan olumsuz yaşam koşulları yaşamlarının her alanına yayılmıştır. Ekonomik güç yetersizliği, ön yargıların daha da genişlemesine, istenmeyen adlı sonuçlarla karşılaşabilmektedirler. Osmanlı ve Türkiye Cumhuriyet olmak üzere genel olarak Roman olarak adlandırılan sosyal statüleri çok düşük olan Roman yurttaşlar, devletin hafızasında asayiş konusunda karnesi pek parlakta değildir. Mevcut siyasi irade Roman yurttaşların oylarına talip, sorunların çözümüne ilişkin uygulanabilir bir politika üretememiştir. Devletin adli kayıtlarına bir dönem “Çingene veya esmer vatandaş” tanımlaması ile giren, sosyal ve kültürel farklılığı nedeniyle ayrı tutulmuşlardır. Kamunun Roman topluluklara bakışı değişebildi mi?

(Roman açılımı siyasi bir popülizm olduğundan bu konuya girmiyorum)

Konuya siyasal ve politik açıdan bakıldığında, tarihin derinliklerinden kaynaklanan tanım olgusu yoksulluk kökenine bağlıdır. Yaşam biçimi, kendine özgü kalıplaşmış davranış ve düşünceleri kamusal alanda farklılıklarını daha görünür olmasını sağlamaktadır. Yaşam koşulları siyasetin veya devletin ilgisinden uzak tutulmuştur. Diğer bir anlatımla; Türkiye’de sosyokültürel farklılıkları ve yaşadıkları sorunlara yönelik devletin ilgisizliği sorunların genişlemesini sağlamıştır. Kemikleşen yoksulluk kültürü, sosyal entegrasyon sorunu ile daha büyük açmazlara sebep olabilmektedir. Yoksulluk, eğitim süreçlerini olumsuz yönde olumsuz etkilediği, sosyal ekonomik fırsatları kullanamama veya değerlendirememe sorunu ile karşılaşabilmektedir. Bu süreçte sosyal dışlanma toplumsal eşitsizliğin genişlemesini hızlandırmaktadır.

Türkiye’de devleti yöneten siyasal iktidarlar görmezden geldikleri Roman topluluklara yönelik güçlü bir istihdam politikası yaratamadığı kadar, sosyal devlet anlayışı içinde yaşanan koronavirüs salgını süresinde daha da katmerlenen yaşam mücadelesi alarm vermeye başladı. Şehrin çeperlerinde yoksulluğun derin sessizliği yaşanıyor!

Türkiye’de siyasal ve ekonomik anlamda son 20 yıl içinde izlenen ekonomik politikalar Roman yurttaşları olduğu kadar diğer kesimlerin yoksulluk halkasını genişletmiştir. Özetle; Türkiye Cumhuriyeti’nin sosyal devlet kavramı içinde mevcut siyasi yapının sosyal politikasına eskiye nazaran daha fazla ihtiyaç duyar hale getirildi. Mevcut siyasi irade; İzlemiş olduğu ekonomik politikalar gereği, genel anlamda “sürdürülebilir yoksulluk kafesinin içine hapsetti. Ölmeyecek kadar sosyal devlet desteği yarattı. Çaresiz yoksulluk üzerinden biat kültürü yarattı”

Yaşanan bu belirgin anlayışı bugünkü siyasi cenahtan zaman zaman “besliyoruz nankörlük yapıyorlar” söylemine dahi toplum olarak şahit oluyoruz.

Roman vatandaşların sürdürülebilir yoksulluktan kurtarılması elzemdir. Aksi takdirde yoksulluk çarkların dönmesi Romanları sosyal ezilmeden, sosyal ayrımcılıktan asla kurtulamayacaktır. Türkiye ekonomisinin güçsüzlüğü yarına güvenle bakamayan toplum yaratmıştır. Yaşanan pandemi süresinde en çok Roman topluluklar olmak üzere, sosyal ve ekonomik anlamda toplum çok büyük bir hasar almış durumdadır.

Hak hukuk, adalet kavramının yerini maddiyet aldı. Maneviyat, ahlak değerleri bu gidişle son nefesini vermek üzere! Ticari ahlâk zaten bitmiş durumda. Din kültürü ve ahlak bilgisi dersleri çoktan çöktü! Zenginlerin parası, yoksulların çaresizliği var. Bozulan mideye ekşimik bile zor gireceğe benziyor, yiğit muhtaç kalmış bir kuru soğana.

Turan ŞALLI

+ posts

ad826x90
YORUMLAR

s

En az 10 karakter gerekli

Sıradaki haber:

“Makyaj Gibi Telafi”

HIZLI YORUM YAP