a

Edirne Barosu’ndan ‘Avukatlık Kanunu’nda Yapılması Planlanan Değişiklik’ İle İlgili Açıklama

ad826x90

Avukatlık Kanunu’nda yapılması planlanan değişiklik ilgili barolardan tepki gelirken Edirne Baro Başkanı Alper Pınar konu ile ilgili bir açıklama yayınladı.

Pınar, Avukatlık Kanunu’nda yapılması planlanan değişiklik konusunda henüz kamuoyuna sunulmayan taslak öncesine ait değerlendirmesinde ‘insan hakları ve hukukun üstünlüğü’ ilkesinden asla vazgeçmeyeceklerini söyledi.
Baro Başkanı Av. Pınar, “Son günlerde kamuoyuna yansıdığı şekilde ve de TBB Başkanı Sn Av. Prof. Dr. Metin Feyzioğlu’nun da açıklamasında da belirtildiği üzere 1136 sayılı Avukatlık Kanunu’nda yapılması düşünülen değişikliklere ilişkin taslak çalışması bulunmaktadır. Yapılmak istenen değişikliğin uzun yıllardan bu yana belirli aralıklarla gündeme geldiği bilinen bir gerçekliktir” diyerek başladığı değerlendirmesinde şunlara yer verdi: “​Son günlerde kamuoyuna yansıdığı şekilde ve de TBB Başkanı Sn Av. Prof. Dr. Metin Feyzioğlu’nun da açıklamasında da belirtildiği üzere 1136 sayılı Avukatlık Kanununda yapılması düşünülen değişikliklere ilişkin taslak çalışması bulunmaktadır. Yapılmak istenen değişikliğin uzun yıllardan bu yana belirli aralıklarla gündeme geldiği bilinen bir gerçekliktir.

​​Yapılması planlanan değişiklik sadece baroları ve avukatları ilgilendiren bir konu olmaktan ötedir. Meselenin, ülke, vatandaş, adalet sistemi, yargı camiası ile birlikte topyekün ele alınması hukukçu sorumluluk gerektiren bir husustur. Meseleye bu bakış açısı ile bakmayanların tarihsel sorumlulukları bulunmaktadır.

​​Oportünist yaklaşımların meselenin çözümüne katkı sağlamayacağı ve bir yere varamayacağı da açıktır. Karşımızda, yasalaşmak üzere hazırlıkları yapılan, içeriğini bilmediğimiz, yazılı ve görsel basında doğruluğu tespit edilemeyen haberlerle dolu ancak kamuoyu ile paylaşıldığı takdirde göreceğimiz bir taslak çalışması bulunmaktadır. Bu anlamda meseleye doğru ve hukukçu bakış açısı ile bakma zorunluluğumuz bulunmaktadır.

YASA YAPMA TEKNİĞİ AÇISINDAN TBB VE BAROLARIN SÜRECE KATILIMI

1-Anayasamıza göre yasama yetkisi TBMM’dedir. Millet iradesinin mutlak üstünlüğü, egemenliğin kayıtsız şartsız Türk Milletine ait olduğu Anayasamızın başlangıç ilkeleridir. TBMM, Anayasa ve de seçim kanunlarında yer alan düzenlemeler kapsamı ile yapılan seçimlerde, seçme hakkı ve yeterliliği bulunan Türkiye Cumhuriyeti Vatandaşları’nın verdiği oyların, sonuç olarak milli iradenin tecellisi sonucunda seçilen milletvekilleri tarafından oluşmaktadır. Anayasanın 88 nci maddesi uyarınca “kanun teklif etmeye milletvekilleri yetkilidir”. Bir teklif olabilmesi için de bir taslak olması gerekmektedir. Ortada üzerinde tartışabileceğimiz bir taslak olmadığından, olmayan bir taslak üzerinden görüş bildirmek, hatalı ya da eksik bulduğumuz hususlar üzerinde görüşümüzü sunmak mümkün değildir, hukukçu ciddiyetimiz de buna izin vermemektedir. Bu noktada üzerinde durmamız gereken hususlardan ilki, kanun koyucunun, Anayasa ve hukukun genel ilkelerine aykırı olmamak kaydıyla düzenleme yapma konusunda takdir yetkisine sahip bulunmakla birlikte, kanunların kamu yararına sağlanması amacına yönelik olması, genel objektif adil kurallar içermesi ve hakkaniyet ölçülerini gözetmesini hukuk devletinin gereği olarak dilemektir. Bu kapsamda taslak çalışmasını yapanların taslağın teklif aşamasına dönüşmesinden önce, taslağın muhatabı olan barolara ve TBB’ye ve tüm yazılı ve görsel medyaya sunmaları ve de üzerinde rahatça tartışma, görüş bildirme zeminini hazırlamaları hukuk devleti ilkesi açısından önemlidir. Aksi durum, üzerinde yeterince müzakere edilmeyen bir taslağın, teklif haline gelmesi, parlamentoya sunulması ve sonucunda, muhatapları tarafından tam olarak benimsenmeyen, kabul görmeyen, uzlaşı bulunmayan bir metin haline gelmesine sebep olacaktır. Bu bakımdan, hazırlanacak taslak üzerinde özellikle TBB ve baroların görüş ve düşüncelerinin alınması, geniş bir müzakere ortamının yaratılması beklentimiz ve de görüşümüzdür.

ÇOKLU BARO, ALTERNATİF BARO TARTIŞMALARI

​​2-Avukatlık Kanununda değişiklik yapılacağına dair çıkan her haber sonrasında, çoklu baro, alternatif baro, barolara üye olma zorunluluğunun kaldırılması tartışmalarının gündeme getirilmek istendiği görülmektedir. Taslak içeriği belli olmamasına rağmen, esasen baroların şu an odaklanması gereken en önemli nokta bu husustur. Vatanın bölünmez bütünlüğüne, laik demokratik Cumhuriyete sonuna dek sahip çıkan baroları parçalama ve de bu sayede hukuk devletini zayıflatma gayesinde olanlara fırsat verilmemesi için tüm baroların tek vücut olarak doğruluğu tespit edilemeyen bu girişime karşı “düşünülmesi dahi mümkün değildir” anlamında birlikte tepki vermesi gerekmektedir. Bu durum, muhatabı olan tüm kişi ve kurumlara doğru ve akılcı argümanlarla anlatılmalıdır.

​​Baroların, Anayasada yerini bulan kamu kurumu niteliğinde meslek örgütü oldukları, gerek Anayasa, gerek 1136 sayılı kanunun 76 ncı maddesi ve bir çok yargısal içtihat karşısında tartışmasızdır. Bu niteliği ile bir kısım sivil toplum örgütlerinden farklıdır. Türk Ceza Kanunu 6 / d fıkrası “Yargı görevi yapan deyiminden; yüksek mahkemeler ve adlî, idarî ve askerî mahkemeler üye ve hâkimleri ile Cumhuriyet savcısı ve avukatlar” şeklinde düzenlenmiştir. Burada açıkça avukat yargı görevini yerine getiren kişi olarak tanımlanmıştır.
​​Avukatlık Kanunu md 1 de avukat; yargının kurucu unsurlarından bağımsız savunmayı temsil eder olarak tanımlanmıştır. Aynı kanunun, 77 nci maddesi de baronun kurulması için en az 30 avukatın bulunması şartı konulmuştur. Kurulan baro tüzel kişiliğini ancak kuruluşunu Barolar Birliğine bildirme ile kazanır 77/3.

​​Barolar birliği, 109 ncu madde de belirtildiği üzere, tüm baroların katılması ile oluşan bir kuruluştur. Görüldüğü üzere asıl olarak; aslında yargının kurucu unsuru olan bağımsız savunmayı temsil eden ve yargı görevini yürüten avukat, baroyu ve barolar birliğini kuran kişidir. Bu nedenle baroların, yargının kurucu unsurlarından biri olduğu kanunlar karşısında tartışmasızdır.

​​Meseleye bu bakış açısı ile bakıldığında, yapılmak istenen değişikliklerin daha dikkatle değerlendirilmesi gerektiği, baroların zayıflatılmasının esasen yargının kurucu unsurlarından olan bağımsız savunmanın zayıflatılması anlamına geleceğinin kuşkusuz olduğu öncelikle saptanmalıdır.

​​Bu saptamanın doğal sonucu, kanuni dayanakları ile yukarıda izah edildiği gibi yargı görevinin kurucu unsurlarından olan avukatları ve de kurdukları baroları çoklu baro haline getirmek esasen bağımsız savunmaya zarar vermektir. Esasen bu husus baroların siyaset alanına girdiği düşüncesi ile tartışmaya açılıyor ise çoklu baro yaratılmasının ve üye olma zorunluluğunun kaldırılmasının, siyasi nitelikteki oluşumlara asıl ortamı yaratacağı, tamamen siyasi perspektife sahip marjinal düşüncelerin bir araya gelerek siyasi baro oluşumlarının oluşabileceği ve bu durumun bağımsız savunma amacına ve niteliğine uygun düşmeyeceği görülmeli ve anlaşılmalıdır. Bu nedenle, bu husus TBB, tüm baroların ve avukatların kırmızı çizgisidir. Bu konu bir daha konuşulmamak üzere tarih sahnesinde yerini almalıdır. Barolar, vatanın ve milletin bölünmez bütünlüğü noktasında, laik demokratik Cumhuriyetin teminatı, hukuk devletinin ve hukukun üstünlüğünün yılmaz savunucusu, insan hak ve özgürlüklerinin bekçisi ve de adaletin olmazsa olmazı bağımsız savunmanın ta kendileridir. Çoklu baro, alternatif baro, barolara üye olma zorunluluğunun kaldırılması söylemleri bir daha gündeme gelmemek üzere imha edilmelidir.
​​Taslak çalışmasının kamuoyuna sunulması sonrasında yapılacak çalışmalarda gerekli görüş ve düşüncelerimizin tüm muhatapları ile paylaşılacağını, kuruluş ve işleyiş amaçlarımızdan biri olan “insan hakları ve hukukun üstünlüğü” ilkesinden asla vazgeçmeyeceğimizi açıkça beyan ediyorum.” Haber Merkezi

+ posts

ad826x90
YORUMLAR

s

En az 10 karakter gerekli

Sıradaki haber:

Belediye Meclisi Olağanüstü Toplanacak

HIZLI YORUM YAP