a

‘Bir Günlük İsyan’

ad826x90

‘Bir Günlük İsyan’ daha azı değil. Emeğin dünyasını egemenlik altında tutan kurumların sefil sözcülerin, denetimi dışında bir gün. Emeğin kendi yasalarını yaptığı ve bunları uygulama gücünü elde ettiği bir gün. Emekçi ordusunun birliğinin yarattığı muhteşem gücün, dünyanın tüm halklarının kaderlerini ellerinde tutanlara karşı çevrildiği bir gün”

ALF-Amerikan Emek Federasyonun bildirisinden 1985

İnsanlık tarihinin akışını belirleyen başlıca etken, ezen ve ezilen arasındaki sınıf mücadelesidir. Özel mülkiyete geçisin ve böylelikle sınıfların ortaya çıkışının da tarihi olan bu satırlarda bu iki sınıf arasında amansız mücadeleyi anlatmaya çalışacağım. Emek hareketinin ortaya çıkışı, kapitalizme geçişle ortaya çıkar. Kapitalizmi oluşturan egemenlerle emeğin sahipleri arasında uzlaşmaz çelişkiler çıkmaya başlar. Kapitalizmin insan emeği üzerindeki sömürüyü büyütmesi emek hareketin oluşumun temel nedenidir. Yani 1870’li yıllarda kapitalizmin insan emeğini azgınca sömürdüğü yıllarda, çalışma saatlerinin 18 saatlere vardığı dönemlerde, emek hareketinin ilk talebi 8 saatlik işgücü vermekle başlamıştır. 1873’te yani Amerika’da yüzyılın sonunda hızla sanayileşme yoğun bir emek gücünü ortaya çıkarmış idi. Ancak işçilerin bu yoğun emek gücünün ortaya çıkışı ile birlikte hızla artan sanayilere emekçiler yerleştirildi. Kapitalistler, sanayilerde çalışan işçilerin ücretlerini düşük tutup çalışma saatlerini 18 saate kadar çıkarttılar. İşçilerin 18 saat çalışması bile onları açlık sınırından kurtaramadı. İşçilerin arasındaki bilinçli işçiler, ilk önce ücretlere karşı, arkasından 8 saat işgücü için mücadele vermeye başladı. Emek hareketi, kapitalist patronlara karşı verdiği 8 saatlik iş gücü talebi, 1800’lü yılların sonlarına kadar sürdü. 8 saatlik iş gücü talebi kısa sürede uluslararası boyutta işçi hareketlerinin talebi haline geldi. 8 saatlik iş gücü talebi, uluslararası boyutlara ulaşmasının işçi hareketlerinin ortak noktasının adını belirlemiş oldu. 8 saat talebi artık sadece ekonomik bir talep olmaktan çıkarak, işçi sınıfının insanca bir yaşam isteğinin adımı oldu ve bu talep daha sonraki yıllarda uluslararası emek hareketinin ortak talebi haline geldi. ve belirlenen ortak bir eylem günü gündemleştirildi. Belirlenen ortak eylem günü de 1 Mayıs’tı. Artık uluslarası emek hareketinin insanca yaşam koşulu talebini haykıracağı daha adil bir hayatın insanca yaşama arzunun talebinin adı 1 Mayıs’tır. Ezenlerle ezilenler arasındaki tarih boyunca süre gelen sınıf mücadelesinin ortak haykırıldığı addır 1 Mayıs. 1 Mayıs ezilen sınıfların ezenlere isyanıdır.

Türkiye’ de 1 Mayıs

Türkiye’de işçi sınıfının tarihine baktığımızda Avrupa ve Amerikan işçi sınıfı tarihiyle kıyaslandığında Türkiye işçi sınıfının köklü ve örgütlü bir mücadele geleneği olduğunu söylemek mümkün değil. Çok defa girişim olmakta birlikte sendikal mücadele, 1950’li yıllarda bir kurumsallaşmaya gidebilmiştir. Bu tarihe kadar yaşanan gelişmeler daha çok kendiliğinden ve dağınık bir seyir izlemiştir. 1950’li yıllarda aynı zamanda Demokrat Parti’nin iktidar olduğu yıllardı. Demokrat Parti öncülüğünde 1952 yılında TÜRK-İŞ kurulur. Türk-İş demokrat parti öncülüğünde kurulduğu için, tarihi boyunca devlet güdümlü sendika olarak anılacaktır. TÜRK- İŞ içerisinde örgütlenen muhalif sendikalar 1967 yılında ihraç edilir. Ve aynı yıl ihraç edilen muhalif sendikacılar DİSK’i ( Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu) kurar. DİSK içerisinde örgütlenen Sendikaların ülkemiz tarihinde en büyük eylemi hayatı durduran 15-16 Haziran Büyük İşçi Direnişi’dir. Tabi çok büyük bir örgütlü geleneği olmamakla birlikte 15-16 Haziran öncesinde kendiliğinden oluşan ve uluslararası işçi sınıfından etkilenen 1 Mayıs’ın Türkiye tarihine bakacak olursak da Osmanlı’ya dönmemiz gerekir. Osmanlı da ilk işçi eylemleri 1830 yıllarda başlar. İlk grevini 1877’de yapan Osmanlı işçilerinin direnişi 1908’de 2. Meşrutiyetin ilanı ile daha da yoğunlaşır. 1908’de İzmir’de tramvay işçilerin çalışma saatlerinin düşürülmesi için greve giderler. İlk 1 Mayıs ise; Üsküp ve Selanik’te yapıldı. Burada yapılan kutlamalarda Rum, Türk, Yahudi, Bulgar işçiler bir arada kol kola yürüdüler. 1 Mayıs bildirisi ise dört dilde ortak çıkarılıp geniş bir şekilde dağıtılmıştı. 1 Mayıs’ın enternasyonal diline vurgu yapmak için çıkarılan dört dildeki bildiri, enternasyonal ruhu anlatan en önemli örneklerden biridir. 1910 yılında 1 Mayıs kutlamaları Anadolu’ ya da sıçramıştır. Kutlamaların görkemi 1911’de greve çıkan 12 bin işçiyle doruğa ulaştı. 7 bin işçi yürüyüş sırasında işçi sınıfının uluslararası marşı olan enternasyonali hep bir ağızdan söyledi. 1911’deki kutlamalar Osmanlı’yı ürkütmüştü ve bir sonraki yıl 1912’de 1 Mayıs yasaklandı. 1912’den sonra ilk kutlama, 1920 yılında işgalcilerin ve işbirlikçi hükümetin baskılarına rağmen işçiler bağımsızlık isteyen pankartlarla yürüdüler. 1921’de yapılan 1 Mayıs ise; en görkemli kutlamaydı. İstanbul, Ankara, İzmir ve Adapazarı’nda antiemperyalist sloganlar yükseliyordu. 1923 yılında İzmir İktisat Kongresi’nde 1 Mayıs İşçi Bayramı olarak kabul edilir. Fakat bunun üzerinden bir yıl geçmemişken; 1924’te yayılan işçi grevlerinin etkisiyle 1 Mayıs gösterileri yasaklanır. 1928’de işçi sendikaları da kapatılır ve 1 Mayıs İşçi Bayramı’nın ismi değiştirilerek 1 Mayıs Bahar Bayramı ilan edilir. 1 Mayıs Bahar Bayramı olarak hafızaya kazılmak istense de işçi sınıfının hakkını aradığı ve kazandığı gün olan işçi sınıfının isyan günü olan 1 Mayıs’ın adı hafızalardan değiştiremezler.

1 Mayıs’ın özüne uygun kutlamaya dönük suskunluk, uzun yıllardan sonra 1976’da bozulur. Bu yıllar aynı zamanda 68 kuşağının gücünü olgunlaştırdığı yıllardır. 68 kuşağının dalgası ülkemiz işçi sınıfını da etkilemiştir. Bu etkilenen işçi sınıfı 1976 1 Mayıs’ında alanları kitlelerle doldurur. Yüzbinler, İstanbul Taksim Meydanı’nı doldurmuştur. Artık Taksim Meydanı, 1 Mayıs’ın meydanıdır. Taksim artık 1 Mayıs alanıdır. 1977 1 Mayıs’ının görkemi ise; bir yıl öncekinden daha fazladır. 500 bin emekçi Taksim Meydanı’nı doldurmuştur. Emperyalist güçlerin tahammülsüzlüğü artmıştır. Taksim’de yüzbinlerin üzerine kurşun yağdırılmıştır. 37 işçi hayatını kaybetmiştir. Daha sonraki gelen sıkıyönetimler 1 Mayıs kutlamalarına da yansımıştır. 1979 yılında sıkıyönetim komutanlığı 1 Mayıs’a izin vermeyince İzmir Konak’ta kutlandı. 1980 yılında, darbecilerin ilk işlerinden biridir 1 Mayısı yasaklayıp tatil gününden çıkarması. Ancak 1 Mayıs’ı işçilerin emekçilerin bilincinden söküp atmaya yetmez yasaklamalar… 1987’de yedi yıllık aradan sonra bazı milletvekilleri, aydın, sanatçı ve bilim insanlarından oluşan bin kişilik bir grup, Taksim Anıtı’na 1 Mayıs şehitlerini anmak için çelenk bırakmak isterler. Polisler sadece milletvekillerine izin verir. İşçiler yine Taksim Meydanı’na çıkmak isterler.

1989- 90 yıllarındaki Taksim kutlamaları da olaylı geçer. Mehmet Akif Dalcı hayatını kaybeder, Gülay Beceren aldığı kurşun yarasıyla hayatı boyunca felç kalacaktır.. Ve bu tarihten 1996 yılına kadar her yıl 1 Mayıs’ı işçiler Taksim’de kutlamak ister ve izin verilmeyince her yıl olaylar çıkar. 1994-1995 yıllarında Mecidiyeköy Abide-i Hürriyet Meydanı’na miting izni verilir, yürüyüş yapan kitle her yıl Taksim’e gidebilmek için Abide-i Hürriyet’ten kortejler oluşturur, izin verilmeyince olaylar çıkar. 1 Mayıs 1996’da ise kutlamalar Kadıköy de gerçekleşir. İzinli olan 1 Mayıs’a 150 bin kişi katılır. Kadıköy’de çıkan olaylarda Dursun Adabaş, Yalçın Levent ve Hasan Albayrak yaşamlarını yitirirler. 2011 ve 2012 yıllarında ise emekçilerin Taksim’de buluşmasına izin verilir. 2011’de 500 bin, 2012’de bir milyon insanın katıldığı Taksim 1 Mayıs’larında hiçbir olay çıkmaz. Bir milyon insanın katıldığı 2012 Taksim 1 Mayısı’ndan sonra Taksim izni tekrar iptal olur. 2013’de emekçiler 1 Mayıs meydanı olan Taksim’de 1 Mayıs’ı kutlamak ister, kutlamalara izin verilmeyince Okmeydanı’nda, Beşiktaş’ta, Mecidiköy’de, Şişli’de olaylar çıkar. Çıkan olaylarda Dilan Alp, biber gazıyla yaralanır, iki kez beyin amelyatıyla hayata tutunur. Son yıllarda ise 1 Mayıs sendikaların Taksim talebine rağmen Taksim’e izin verilmez ve Bakırköy’de kutlanmaya başlanır.

Ülkemizdeki 1 Mayıs İşçi ve Emekçi Bayramı’nın tarihini dilim döndüğünce aktarmaya çalıştım. Bir tarihçi olmadığım için yakın tarih ve Osmanlı tarihi ile ilgili bulguları, çeşitli kaynaklardan irdeleyerek ve araştırarak bir araya getirmeye gayret ettim. Gazetemiz Gerçek’in okurlarına keyifli okumalar dilerken, sözlerime Enternasyonel İşçi Marşı’yla son vermek istiyorum.

Uyan artık uykudan uyan

Uyan esirler dünyası

Zulme karşı hıncımız volkan

Kavgamız ölüm-dirim kavgası

 

Mazi ta kökünden silinsin

Biz başka alem isteriz

Bizi hiçe sayanlar bilsin

Bundan sonra her şey biziz.

 

Bu kavga en sonuncu kavgamızdır artık

Enternasyonal’le kurtulur insanlık

 

Tanrı, patron, bey, ağa, sultan

Nasıl bizleri kurtarır

Bizleri kurtaracak olan

Kendi kollarımızdır

 

Bu kavga en sonuncu kavgamızdır artık

Enternasyonal’le kurtulur insanlık

 

Hem fabrikalar, hem de toprak

Her şey emekçinin malı

Asalaklara tanımayız hak

Her şey emeğin olmalı

 

Cellatların döktüğü kan

Bir gün onları boğacak

Bu kan denizinin ufkundan

Kızıl bir güneş doğacak

 

Bu kavga en sonuncu kavgamızdır artık

Enternasyonal’le kurtulur insanlık.

Zeki ÖZKORKMAZ

+ posts
ad826x90
YORUMLAR

s

En az 10 karakter gerekli

Sıradaki haber:

Down Sendromlu Yüzücünün Hedefi Milli Takım

HIZLI YORUM YAP