a

“Ana Dil Seviyeniz Ne Kadar Güçlü İse Yeni Bir Dili Öğrenebilmeniz O Kadar Kolay”

ad826x90

Trakya Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Mütercim Tercümanlık Bölümü Mütercim Tercümanlık Bulgarca Ana Bilim Dalı’nda Araştırma Görevlisi olan Serkan Cömertel ile yayımlanan kitabı ‘Bulgarca Fiillerin Çekim Sistemi’ kitabı ve Bulgarca üzerine konuştuk.

Merhaba, öncelikle bize kendinizi tanıtır mısınız?

Merhaba, Edirne doğumluyum. Lise öğrenimimi Edirne Anadolu Öğretmen Lisesi’nde 2005 yılında tamamladım. Lisans eğitimimi Trakya Üniversitesi Mütercim Tercümanlık Bulgarca Ana Bilim Dalı’nda 2012 yılında tamamladım. 2013 yılında yüksek lisansa başladım ve yüksek lisans eğitimimi bitirdikten sonra, şimdi sıra doktora çalışmamda.

Yeni bir kitap yayımladınız, bu alanda bir boşluk gördüğünüz için mi bu kitabı yazmaya ihtiyaç duydunuz?

İki nedenden bahsetmek istiyorum. Birincisi, Türkiye için Bulgarca önemlidir. Çünkü komşusu olduğu bir ülkenin resmî dilidir. Ülkemizin öncelikle komşularını tanıması gerekiyor. Dünya var oldukça bu konum böyle olacak. İleriye dönük olarak ülkenin kendi politikasını, stratejilerini belirlemede ve bu coğrafyalarda da politika ve strateji üretebilmek için etrafını bilmesi olmazsa olmazdır. Aynı zamanda tarihten gelen de bir birliktelik var. Bulgaristan’ın, Osmanlı hâkimiyetinde kalması sonucu, 545 yıllık birliktelik söz konusu. İkinci olarak da, kaynak taraması yaptığımda Bulgarca dil bilgisi ile ilgili çalışmaların yeterli olmadığını, yok seviyesinde olduğunu gördüm. Ağırlıklı olarak bu mesele, yüksek lisans çalışmalarımda ve araştırmalarımda beni Bulgarca dil bilgisi ile ilgili çalışmalar yapmaya yöneltti. Kaynak taramamda, rahmetli Prof. Dr. Hayriye Süleymanoğlu’nun bir çalışması vardı; Çağdaş Bulgarca. Ülkemizde Bulgar grameri ile ilgili tek çalışma buydu. Bizim öğrencilerimizin de Bulgarca gramerinde zorlandıklarını görüyordum. Aynı zamanda yapılmayanı yapmak da önemlidir. Bu sebeple tezimi yazarken Bulgarca dil bilgisi üzerine yoğunlaştım ve fiiller konusunu seçtim. Bir eksiği kapatma ihtiyacı duydum. Eksik olan üzerinde, çalışılmayan bir konuyu işleme almak ve öğrencilerin işini kolaylaştırmaktı amacım. Tez çalışmamla olsun, kitabımla olsun, makalelerimle olsun Ülkemdeki bu alanda mevcut eksikliği gidermeye çalışıyorum ve Allah’ın izniyle de çalışmaya devam edeceğim.

Kitabınızın hedef kitlesi nedir?

Tabi ki, öncelikle hedef kitlem alandaki öğrencilerdir. İkinci olarak, akademik seviyede araştırmalar yapan ve bu çalışma sahasının içinde olan akademisyenlere de yardımcı kaynak olacaktır.

Kitabınızın genel çerçevesinden bahseder misiniz?

Öncelikle şuna değinmek isterim; Bulgarcada neden fiil morfolojisini seçtim? Gördüğüm kadarıyla Türk öğrencilerin, Bulgarca öğrenirken en çok zorlandıkları konulardan biri isimler konusudur. Örneğin, Bulgarcada isimlerin gramatik cinsiyet kategorisine sahip olması. Bizim dilimizde ise anlamsal cinsiyet kategorisi söz konusudur ve kullanıcıyı zorlamaz. Bu yüzden de daha kolaydır. Bulgarca öğrenirken zorlayan ikinci konu da, fiillerdir. Fiiller geniş bir konudur; ayrıca, bu konu üzerine kaynak olmaması da ayrı bir mesele. Türkçede fiiller, isim olarak verilirken, Bulgarcada şimdiki zamanda veriliyor ve aynı zamanda görünüşü de var.

Fiilleri öğrenirken karmaşık bir yapı önümüzde durur. Kitapta, Bulgarca fiil morfolojisini incelerken ilk aşamada çekim ve ikinci aşamada görünüş özellikleri üzerinde durdum. Çünkü, çekim görünüş üzerinde, aslında sadece görünüş üzerinde de değil, zaman üzerinde de belirleyici. Aynı zamanda kitap, belirli konularda fiil morfolojisinden sıyrılıp, genel Bulgarca dil bilgisi kitabı özelliğini de taşıyor. Kitaba okuyucu açısından baktığımızda, kitapta ekler bölümü var. Buradaki şablonu okuyucu incelediğinde, şimdiki zamanı merkeze aldığında istisnasız Bulgarcadaki tüm fiilleri çekimli ya da çekimsiz biçimlendirebilecektir. Burada söylediğim bir şeyin altını çizmek istiyorum; genel olarak demiyorum, istisnasız tüm fiillerin biçimlendirilmesinden bahsediyorum. Bunun dışında, Bulgarcadaki tüm fiilleri çekimlemek adına şimdiki zaman ve bitmiş geçmiş zamanda tablo oluşturdum. Fiillerin son seslerine göre okuyucu kolaylıkla fiili çekimleyecektir. Okuyucu, kitabın sadece ekler bölümünü bile incelese, fiiller konusu üzerinde kısa sürede bir görüşe sahip olacaktır.

Bulgarca’dan bahsetmişken bu dili öğrenmek zor mudur?

Bulgarca öğrenmek İngilizce, Almanca gibi değil. En basit şekliyle baktığımızda, Türkiye’de bu diller ile ilgili sayısız kaynak var. Yıllardır akademik olarak da üniversitelerimizde okutulan bölümlerdir. Ama Bulgarca ayrı bir alandır. Daha gelişmekte olan bir alandır. Öncelikle dil bilmeden çeviri yapılamaz. Bu yüzden, Bulgarca Bölümünde hazırlık sınıfından itibaren yoğun bir şekilde dil eğitimi verilmektedir. İkinci planda ise yazılı-sözlü çeviri uygulamaları yapılmaktadır. Bulgarcanın alfabesi, kendi dinamikleri, kaynak sıkıntısı gibi faktörleri hesaba kattığımızda, Bulgarcayı öğrenmenin zor olduğunu söyleyebiliriz.

Öğrenmek isteyenler adına soracak olursak nasıl bir yol çizmelerini tavsiye edersiniz?

Bulgarca ile ilgili kurslar var. Başlangıç seviyesi için bile, destek almadan kendi başınıza bir şeyler yapabileceğiniz bir dil değil. Bunun için bir kurs, bilen birinden destek almanız mutlaka olmalı. İkinci olarak, bu alanda yayımlanan makaleler var, benim de Üniversitemizin çeşitli dergilerinde yayımlanmış makalelerim var. Bunlardan yardım alınabilir. Youtube’da Bulgarca ile ilgili altyazı çevirili filmler var. Bulgar kanallar var. Edirnemizde yaşayanlar Bulgaristan’a giderek dillerini geliştirme avantajına da sahip. Fakat yinelemek istiyorum ki, profesyonel destek şart. Bu olmadan diğer saydıklarımın pek bir hükmü yok.

Kursa gidilmeden yabancı dil öğrenilemeyeceğini mi düşünüyorsunuz?

Evet, Bulgarca için kursa gitmeden, profesyonel destek almadan öğrenmek zor değil, bence imkânsız. Mesela, Bulgarca Konuşma Kılavuzları var. Bu da bir kaynaktır öğrenmek için. Daha önceki sorunuzda saydıklarım bu dili öğrenmek için uygulanabilir; bunlar Bulgarca öğrenmeye yardımcı olacak faktörlerdir. Fakat, ana faktör kurs almaktır.

Başka eklemek istediğiniz bir şey var mı?

Akademik seviyede öğrencilerin, özellikle kendi öğrencilerimizden yola çıkarak söylüyorum, bir hedefi olması lazım, hedefsiz iş yürümez. Dil becerisini arttırabilmek için bir şart vardır. Bu da kendi ana dilini ileri seviyede bilmektir. Ana dil seviyeniz ne kadar güçlü ise, sizin yabancı dil öğrenmeniz o kadar kolay olacaktır. Bir yabancı dili öğrendikten sonra yabancı dil sayınızı arttırabilirsiniz. Ama bu hep merkezdeki ana dilinize bağlıdır. İletişim kuramamak, kendisini ifade edememek günümüz insanının sorunu. Karşımızdakine kendimizi yeterince ifade edemiyoruz. Kısa sürede aktaracaklarımızı aktaramıyoruz. Neden? Çünkü, gündelik yaşamda kullandığımız kelime sayısı belli. Ana dilimize ne kadar hâkimiz? Bugün Ülkemizde okuma sayısı artmış durumda, okur-yazarlık artmış durumda. Fakat, anlayarak okumak ne seviyede bunu bilmek gerek. Anlayabilmek için dil yeterliliğinin belli bir seviyede olması kaçınılmaz. Vücudumuzu hareket ettirerek geliştirdiğimiz gibi, beynimizi de düşünerek geliştiririz, bu gücü sağlayan ise okumaktır. Okurken de objektif olarak, farklı kaynaklardan okunması ve bunları birleştirerek bir üst bakış oluşturmak önemlidir. Öğrenciler, ana diline önem vermeli, objektif okumalar gerçekleştirmelidir. Günümüzde maalesef bunlar sorunlu meseleler.

Peki bu yetersizlik neden kaynaklanıyor?

İlk eğitim yeri ailedir. Aile içinde kullanılan sözcükler de belli başlıdır. Okumaya ne kadar zaman ayırıyoruz, kütüphaneye ne kadar gidiyoruz, internette ne kadar okuma yapıyoruz? Youtube, tv gibi görsel materyallere ilgi var, tabi ki olmalı, günümüz şartları bunu gerektiriyor; lakin, internetten ya da ekrandan okumakla, kitaptan okumak arasında çok fark var. Bugün çocuk, annesini babasını genellikle cep telefonuyla görüyor, oyalansın diye çocuğun eline telefon veriliyor. Okumaya ayrılan zaman aile içerisinde günde yarım saat olarak birlikte yapılsa, gelenekselleşir ve yapılmadığında eksikliği hissedilir. Çocuk ailede ne görürse onu uygular. Bu yetersizliğin sebebi, aile içindeki iletişimsizlikten başlar. Kendisini öncelikle ailesine karşı ifade edememe, ailedeki okuma yetersizliği ve sonucunda düşünememe, çocuğa da geçmektedir. Öğrencilik hayatında da, sonrasında da böyle devam ediyor. Son olarak şunu söyleyeyim: ‘Boş zamanlarımda kitap okurum’ hepimizin kullandığı bir tabirdir. Fakat, okuma işi boş zaman işi değildir. Kendini bilen, nerden gelip nereye gittiğinin farkında olan insanın işidir. Kadriye TUNÇ

+ posts
ad826x90
YORUMLAR

s

En az 10 karakter gerekli

Sıradaki haber:

EÇGD’den T.Ü.’ye cevap

HIZLI YORUM YAP