a

İstanbul Sözleşmesi İçin 1 Temmuz Dönüm Noktası

ad826x90

Türkiye 1 Temmuz’da İstanbul Sözleşmesi’nden çıkıyor olması birçok kadın örgütünden tepki gelmeye devam ediyor. Söz konusu konu ile ilgili Eşitlik İçin Kadın Platformu (EŞİK), İstanbul Sözleşmesi için 1 Temmuz tarihinin dönüm noktası olduğunu belirterek Danıştay yürütmeyi durdurma kararı vermek için ne bekliyor?” diye sordu.

Türkiye’nin 1 Temmuz tarihinde  İstanbul Sözleşmesi’nden çıkmasının Türkiye’nin, Uluslararası İnsan Hakları Hukukundan kopması demek” olduğunu ifade eden EŞİK Kırklareli İnisiyatifi Temsilcisi Cemile Özeker, İstanbul Sözleşmesi’nden çekilmenin hukuk sistemine aykırı olduğu ve anayasanın ihlal edildiğini söyledi.

Toplumun her kesiminin İstanbul Sözleşmesi’ne sahip çıkmaya davet eden Özeker,  “Aksi takdirde kaybedeceklerimiz İstanbul Sözleşmesi ile sınırlı kalmayacak” dedi.

 

 

 

“İSTANBUL SÖZLEMESİ MOR ÇİZGİMİZDİR”

“İstanbul Sözleşmesi mor çizgimizdir” diyen Özeker, sözleşmenin, toplumun diğer dezavantajlı gruplarına yönelik ayrımcılığı önlemede hayati bir öneme sahip olduğunu belirterek şunları kaydetti: “İstanbul Sözleşmesi ‘mor’ çizgimizdir. Öldürüldük, sokak ortasında öldüresiye dövüldük. İşsiz kaldık, daha da yoksullaştırıldık. Evde, işte, sokakta, emeğimiz yok sayıldı. Kadın ve LGBTİ+ hareketi açık hedef haline getirildi. İşte bu hayatta kalma mücadelesi sırasında ev içi şiddeti ve kadına, LGBTİ+lara, toplumun diğer dezavantajlı gruplarına yönelik ayrımcılığı önlemede hayati bir öneme sahip olan İstanbul Sözleşmesi tek kişinin kararıyla feshedilmek istendi. Karar açıkça hukuk dışı ve yok hükmünde. Bu gerekçe ile kadın örgütlerinin ve demokratik kitle örgütlerinin açtığı sayısız dava var. Soruyoruz, ‘Danıştay yürütmeyi durdurma kararı vermek için ne bekliyor?’”

“KAZANILMIŞ TÜM HAKLARIN TEK TEK  KAYBEDİLMESİ TEHLİKESİYLE KARŞI KARŞIYA KALACAĞIZ”

Yalnızca kadın hareketinin değil, tüm Türkiye’nin meselesi olduğunu dile getiren Özeker; “Böylece devlet, kadına karşı şiddeti önleme görevinden vazgeçme kararını tescillemiş olacak. Bu aynı zamanda Türkiye’nin, uluslararası insan hakları hukukundan kopması demek. Çok yönlü olumsuz etkileri olacağı kesin ve toplumun tüm kesimlerince öncelikli sorun olarak görülmesi gerekiyor. Yani yalnızca kadın hareketinin değil, tüm Türkiye’nin meselesi. Çünkü İstanbul Sözleşmesi’nden çıkılması kadınların haklarına göz dikenlerin ilk adımı olacak ama son olmayacak. Kadın-erkek eşitliğinin sağlanmasına yönelik kazanılmış tüm hakların tek tek kaybedilmesi tehlikesiyle karşı karşıya kalacağız. Sıra nafaka hakkına, çocuk istismarından ceza alanların affına, 6284 sayılı yasaya, çocukları istismardan koruyan Lanzarote Sözleşmesi’ne ve belki de Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ne, Medeni Yasa’ya gelecek.” dedi.

“1 TEMMUZ TÜRKİYE İÇİN YAKIN GELECEKTE  DÖNÜM NOKTASI OLARAK ADLANDIRILACAK BİR TARİHTİR”

Toplumun her kesiminin, 1 Temmuz’a kadar çekilme kararına itiraz etmesi gerektiği söyleyen Özeker; “1 Temmuz tarihi bütün Türkiye için yakın gelecekte dönüm noktası olarak adlandırılacak bir tarihtir. Bu hukuk dışı karardan geri dönülmesi için her bireyin ve kurum-kuruluşun yapabileceği ne varsa ortaya koyması günü bugündür. Biz kadınlar ve LGBTİ+’lar, hep birlikte sislerin içinde kaybolmadan, sizi de demokratik ve yaratıcı bir yöntem, söylem ve eylemlilik sürecine, İstanbul Sözleşmesi’ne sahip çıkmaya, birlikte değiştirmeye çağırıyoruz.” şeklinde konuştu.

İSTANBUL SÖZLEŞMESİ NEDİR?

İstanbul Sözleşmesi, erkek şiddetine maruz bırakılan kadınların korunması konusunda bağlayıcılığı olan uluslararası ilk sözleşme niteliğinde. İstanbul Sözleşmesi fiziksel şiddet, taciz, tecavüz, zorla evlendirme, psikolojik şiddet, kadın sünneti, kürtaja zorlama gibi cinsel şiddetin her türüne yaptırım öngörüyor. Toplumsal cinsiyet eşitliği için önemli bir adım olan Sözleşme, Türkiye’deki ve dünyadaki kadın hareketlerinin önemli bir kazanımı.

Birinci maddesi, İstanbul Sözleşmesi’nin amacını, “Kadınları her türlü şiddete karşı korumak ve kadına yönelik şiddet ve ev içi şiddeti önlemek, kovuşturmak ve ortadan kaldırmak” diye tanımlıyor. Sözleşme kadına, kadın olduğu için ayrımcılık yapılmasını engelliyor ve kadın, erkek, çocuk, engelli, mülteci, LGBTİ+ bütün bireyleri ev içi şiddetten koruyor.

Sözleşme, toplumsal cinsiyet eşitliği kavramını tanımlayan ilk bağlayıcı metin olma özelliğini taşıması açısından da önemli. Erkek şiddetine karşı yerel, ulusal ve küresel mücadelede de kritik önemde. Erkek şiddeti mağdurlarına psikolojik ve hukuki danışmanlık sağlanması ve yeterli sayıda sığınma evi tahsis edilmesi sözleşmenin koruma maddeleri arasında. Yargılamada kadına yönelik şiddetin suç sayılması ve gerekli cezaların verilmesinin sağlanması da sözleşmeyle öngörülüyor. Sözleşme, kadına yönelik şiddette gelenek, töre, din ya da “namus” gerekçelerini de yaptırıma tabi tutuyor.

Avrupa Konseyi’ne üye tüm devletleri bağlayan sözleşmeyi imzalayan ilk ülke ise Türkiye. 11 Mayıs 2011’de İstanbul’da imzaya açılan ve “İstanbul Sözleşmesi” olarak bilinen “Kadına Yönelik Şiddet ve Ev İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadeleye Dair Avrupa Konseyi Sözleşmesi”, 1 Ağustos 2014’te yürürlüğe girdi. 19 Mart’ı 20 Mart’a bağlayan gece Türkiye, Cumhurbaşkanı kararıyla sözleşmeden çekildi. Kaynak: Edirne Gerçek Gazetesi

 

+ posts
ad826x90
YORUMLAR

s

En az 10 karakter gerekli

Sıradaki haber:

“Ulaştırma Bakanları Sırasıyla Beni Engelliyor”

HIZLI YORUM YAP