FLAŞ HABER:
Ana Sayfa Güncel, Kültür Sanat 26 Ağustos 2019 6 Görüntüleme

‘Edebiyatın Kendine Özgü Bir Akışı Vardır’

Şair Ali Günvar ile kitapları hakkında söyleyişi gerçekleştirdik.
Sizi tanıyabilir miyiz?
1953 yılında İzmir’de doğdum. Baba tarafımdan Girit ve Ermenek, anne tarafımdan da Kafkaslar ve Kayı Yörüklerinden gelen bir ailem var. Ortaokulu İzmir, St. Joseph Fransız Ortaokulunda, Liseyi İstanbul Robert College’da okudum. İstanbul Teknik Üniversitesi Mimarlık Fakültesinden mezun oldum. Lisansüstü eğitimimi de aynı okulda tamamladım.
1977 yılından beri yazı ve şiirlerim Türkiye’de çeşitli dergilerde yayınlandı. Beş şiir kitabım (Çarpık Hüzünler Kantatı, Anthropomorphus, Eyzan, Nisyan Rapsodi, Ricatlar Kitabı) ve bir de edebiyat ve şiir üzerine yazılarımın bir bölümünün toplandığı (…Doğru Yazılar) adlı kitabım var.
Ali Günvar kaç yılında yazmaya başlamıştır?
Ali Günvar yazmayı öğrendiğinden beri yazmıştır. Ancak ilk yayınlanma 1977 yılında Birikim Dergisi’nde Hilmi Yavuz’un “Doğu Şiirleri” kitabı üzerine yazmış olduğum eleştiri yazısıyla olmuştur.
Neden yazmaya başlamıştır?
Yazmak benim için zihnimin içinde yeni şeyler keşfedebilmek maksadıyla giriştiğim bir serüven olmuştur her zaman. Bu da yazdığım her yazıyı, kurguladığım her şiiri kendi zihinsel kalıplarımı kırmaya ve yenilemeye matuf bir ürün haline getirdi. Böylece hem zihnimi, hem kendimi, hem de düşünme biçimlerimi kozmogonik, toplumsal ve bireysel düzlemlerde yenileme fırsatlarını yakalamaya çalıştım. Ürünlerimi ancak bu şekilde sanat olma ve insanlığın bediî hallerini yakalama düzeyine çıkarabildim.
1980 kuşağı sonrası şairi olarak sanırım yanlış söylemiyorumdur Türk şiirinde yerinizi aldınız. İlk kitabınızda –Çarpık Hüzünler Kantatı (1984)– şiirlerinizin çıkış noktası neydi?Önce bu 1980 kuşağı tanımlamasını reddederek işe başlamak istiyorum. Zira Türk Edebiyatını o yıllarda adeta gelenek haline gelmiş ve on yılda bir tekrarlanan seri askeri darbeler ile ilişkilendirme ve tasnif etme hastalığından kurtulmak gerekiyor. Edebiyat, her ne kadar siyaset ile ilişkili bir sanat ise de, siyasetten farklı ve kendine özgü yapısı olan bir alandır. Öyle Tanzimat Fermanı’nın okunmasının ertesi günü Tanzimat Edebiyatı, Cumhuriyet’in ilanının ertesi günü de Cumhuriyet sonrası edebiyatı başlamaz. Edebiyatın kendine özgü bir akışı vardır ve o akış, siyasetten kabul ettiği kadarını, kabul ettiği ölçülerde alır.
Kaldı ki, 1980 sonrası şiirdeki dönüşüm o yıllarda yazan her şair tarafından benimsenmemiştir. Bu dönüşümü başlatan ve yüklenen şairlerin sayısı bir elin parmaklarını pek az geçer. O yıllarda yazan çoğu şairler daha önceki dönemin alışkanlıklarını sürdürmüşlerdir.
Çarpık Hüzünler Kantatı ve diğer şiir kitaplarım hep yukarıda sözünü ettiğim kendimle, kendi zihnimle hesaplaşma üzerine kuruludur. İlk şiir kitabımda zihnimde tartıştığım ana tema 1970’lerde hâkim olan, içinde yer aldığım, gençlik olaylarındaki düşünce ve duygu yapısı olmuştu. Kendisini marksist olarak niteleyen lâkin gerçekte marksizmden oldukça uzak, hatta Kemalizmden tek parmak öteye geçemeyen düşünce tarzı ile yaptığım içsel tartışmanın ürünüdür Çarpık Hüzünler Kantatı.
1980 kuşağı sonrası şiiri nasıl bir ortamda filizlenmiştir?
Sorudaki “kuşağı” kelimesini atlıyorum. Bizim şiirimiz bizden önceki şiir zevkinin modern idollerinin baş tacı edildiği Fransız modern şiir akımlarının etkisinden kurtulmuştur. Evet, hâlâ Baudelaire, Verlaine, Rimbaud saygı duyulan şairlerdir ama yanlarına dünya edebiyatından (özellikle Balkan, Anglosakson, Afrika, Latin Amerika, Çin, Japon, Arap ve Fars edebiyatları) daha pek çok saygın şair gelmiştir. Ayrıca bunların hiçbiri idollerimiz değil, göz seviyesinde konuşabildiğimiz, ahbaplık ettiğimiz, bizim gibi insanlardır.
Arkadaşlarım ve ben şiir yazmak için kendi yüksek şiir geleneğimizi terk ederek Fransız Edebiyatı’na rampa etmenin hiçbir “yenilikçi” ve “ilerici” karşılığı olmadığını anlamıştık. Bizden öncekilerin folklorik ve hazır bulunmuş dil yaklaşımından uzaklaştık. Modern Batı karşısında hiçbir kompleks duymadan, yüzyıllardır büyük bir birikim oluşturmuş olan Türk Edebiyatı’nın kendini yeniden üretebilen tertemiz ihtişamına sarıldık.
İkinci yeni şiirini nasıl değerlendirirsiniz?
Benim kanımca “İkinci Yeni” adı altında toplanan şairlerin oluşturduğu akım bir önceki soruya cevabımda sözünü ettiğim Fransız modern şiiri etkisiyle oluşmuş olan Tanzimat Şiirine (bana göre başlangıcı Şinasi – Ziya Paşa – Namık Kemal üçlüsü değil, Servet-i Fünun’dur) eklemlenmiş olan son halkadır. Modern Fransız şiirinin getirdiği yeniliklerin (!?) Türkçe içinde ulaşabileceği en son noktadır.
İkinci kitabınızla(Anthropomorphus) birinci kitabınız arasında bağ kurabilir misiniz?
Anthropomorphus da ilk kitabım gibi zihnimde ve duygularımda oturtmaya çalıştığım bir diğer tema (Rönesans) ile hesaplaşmam sonucunda ortaya çıkmıştır. Aydınlarımızın sürekli tekrarladığı “Türkiye Rönesansı yaşamadığı için geri kalmıştır” galatının üzerimdeki etkilerini silebilmek için antropomorfik düşünce ile zihnimde tartışmamın bir ürünü olarak ortaya çıkmıştır. Bu anlamda Çarpık Hüzünler Kantatı’nın adeta doğal bir devamı niteliğindedir.
Türkiye Yazar Birliği yılın şairi ödülünün verildiği Eyzan(1997) kitabınızda yanılmıyorsam Hz. Muhammed’e, Nebiye yazdığınız şiirle birlikte kitabınız hakkında bize söylemek isteyecekleriniz var mıdır?
Eyzan bir alıntılama terimidir. Günümüzde bir metne ya da kitaba referans yapıldığı zaman aynı metne referansın tekrarında Avrupa literatüründe ibid Türkçe literatürde age (adı geçen eser) anlamında kullanılan ifade, eski metinlerde “ve hüve eyzan” şeklinde idi. Bizim de alıntı yaptığımız ve yapacağımız metin bellidir.
O kitapta da yapmak istediğim ve gerçekleştirdiğimi düşündüğüm şey modern Türk şiirinde gelenekle neredeyse, yegâne bağlantı kuran kimse olarak gösterilen Yahya Kemal’in vazettiği yol ve metodun dışında bir bağlantı kurma metodunun ya da metotlarının da olabileceğini göstermekti. Ayrıca her ne kadar biçim ve sada olarak Yahya Kemalin kurduğu bağlantı çok önemli ise de muhteşem işçilik ve güzellikteki şiirlerinin muhtevası ve yapısı geleneksel ile oldukça mesafelidir.
Örneğin Yahya Kemal’de beyit kendi başına bir anlam evi olmaktan çok, daha büyük ve tek işlevli bir yapının bütünleşik odalarından biri gibidir. Eyzan’da bu anlamda eski başlı başına anlam evi olan beyit ve kıta yapılarına yaklaşılmıştır.
Yazdığınız şiir geleneğin devamı mıdır?
Yazdığım şiir geleneğin devamı değil, sevgili Bülent. Ancak geleneğe eklemlenen ve onunla kültürel ve dilsel köprüleri kuran ve gözeten bir şiirdir. Taklitçi bir gelenekçilik çok da makbul saydığım bir hal değil. Zira taklit zorlamadır ve şiiri gayri tabiî kılar. Bülent TÜSEN

Tema Tasarım | Osgaka.com