FLAŞ HABER:
Ana Sayfa Köşe yazıları 22 Temmuz 2019 58 Görüntüleme

YAP BOZ


Hep bir eksik vardır hayatımızda.
Tamamlanması gereken aksaklıklar. İlk fark etmeye başladığımızda zaten bize ait olan hayatımız da başlamıştır.
Ama ben garip olanları fark ettim.

*

Önceleri her şey sıradandı. Moralim bozuk olduğunda, beni gülümseten insanları görmem yeterli oluyordu. Sanki onların gülümsemesi bana geçiyordu. Bir nevi enerji transferi.

Sabah uyandığımda başım feci şekilde ağrıyor, sanki beynim yerinden çıkıp beni terk edecek gibi kıpırdıyordu. 
Kayıt silme dediğimiz gecelerden kalan hatıralar bazen acı verir. Hafızamda yer açmak için çektiğim kutsal çile. Ya da tamamen saçmalık. Siz karar verin.

*
Yataktan kalktım ve öncelikle akşamdan kalma son kırıntıları vücudumdan atmak için tuvalete girdim. Biraz olsun baş ağrımdan uzaklaşmak ve sabaha az da olsa keyif katmak için, karikatür dergileri eşliğinde ilk onbeş dakikamı keyifli geçirdim. Ellerimi ve yüzümü yıkamak için lavaboya eğildim. Uykumu açıp kendime günaydın gülümsemesi için aynaya baktığımda…

*

Bugün güzel başladı. Akşam işlerim erken bitecek, geçen günler yaptığımız plan için toplanacaktık.
Bazen planlar her zaman düşündüğüm gibi olmuyor. 
Gün içinde öylesine yoruldum ki; değil gece eğlenmek, eve gidip kendimi yatağa bağlamak ve bütün gün yatmak istiyordum. 
Yolda yürürken omuzlarım düşmüş, kafam aşağıda, sırtımdaki çantam bana kocaman bir yük gibi olmuştu. Karşıdan gelen neşeli ve enerjik grubu fark ettiğim sırada çoktan içlerinden geçmeye başlamıştım bile. Sağlı sollu yanımdan geçiyorlar gülüp eğleniyor, hoplayıp zıplıyorlardı. Omuzlarıma çarpan insanlar her temasta beni kendime getirdi. Önce kafamı kaldırdım, gözlerim açıldı, görüşüm netleşti. Omuzlarımdaki çanta tüy gibi hafifledi. Adımlarım hızlandı.

“Evet işte bu!” Dedim içimden.

Güneş şimdi güzel görünmeye başladı. Bir an önce eve varıp, çantadan kurtulup, üzerimi değiştirip (gece serin olma ihtimaline karşı hazırlık yapıp) diğerlerinin yanına gitmeliydim.

Bizimkilerle buluştuğumda hava hafif kararmaya yüz tutmuştu. Başlangıç için güzel bir saat. 
Tren köprüsünün diğer yakasına geçtik. Orada daha sakin ve güzel yerler keşfetmiştik. Yürüdükçe yollar keyif veriyordu. Saatleri yanımızda akan nehre saldık, her nefeste oksijenin kanatlarını taktı zihnimiz. Ay ve yıldızlar yarışa tutuştular, güneş kendi sırasını bekliyor… 
İleride, ay ışığının gülen yüzünü yansıttığı güzel bir çimenlik alan gördük. Konaklamak için mükemmel bir yer. Hava hafiften serinlemeye başlamış olsa da hazırlıklı olduğumdan rahatlıkla kendimi çimenlerin üzerine saldım. 
“Poğaça gibi oldum” sanırım patatesli.
“Haydi döndür de kendimize gelelim” dedi, Gözleri Parlak adam.
Hala enerjik, sanki salsan eve kadar koşarak gidip gelirdi.
“Kendimi kaldırmak için birazına ihtiyacım var”
Düşüncem daha kafamdan silinmeden vücuduma akan gücü hissettim. Sanki o parlak gözlerden ışıklı bir yol çıktı ve benim bedenime enerji dolduruyordu. 
Nefesimiz artık düzenliydi. 
Hareket vakti geldi çattı. Sabahı karşılamamıza iki saat kalmıştı.- Geri dönüş başlasın. –
Kızılın maviye karıştığı an, yeniden doğuş gibiydi. Gecenin yorgunluğu üzerimize çökmeye başlamıştı. Kahkahalar azaldı, sohbet tükenmeye yüz tuttu. Herkes kendi yatağının hayalini kurmaya başlamış gibiydi. Şahsen benim tek düşüncem buydu. 
Bir kaç arkadaşım bende kalacaktı. Eve geldik ve uyuduk.

*

Aynadaki surat benimdi ama gözler?

Gözleri Parlak adamı uyandırmak için yanına gittim. Uyandı ve bana benim gözlerimle baktı. O anda yine akışı hissettim gözlerimi kapadım ve açtığım zaman her şey normale dönmüştü. 
“N’oldu moruk?” sesi hırıltılı ve uyku sersemiydi. Olanları anlamamış olması işime geliyordu.
“Yok bir şey kanka. Sen uyumaya devam et”
Yatağıma döndüm ve ben de devam ettim.

*

Beni yeniden uyandıran kahve kokusu ve sıramın gelişi oldu. Herkes salonda yayılmış ve kahvelerini yudumlarken, büyük bir huzur içindeydi. Neden olmasın ki, ilkler güzeldir. 
Kahvaltı ve evi toplama sürecinde hep aklım gözlerdeydi. Nasıl olmuştu bu olay? Çok fazla düşünmüş olmalıydım ki kardeşim arkamdan seslendi;
“Neye daldın yine?”
O an balkonda güneşin keyfini sürmek üzere oturduğumu fark ettim. 
“Akşam neydi öyle? ” Diyerek konuyu tamamen üzerimden attım. Herkes o anda geceyi düşünmeye başladı. Çekilen fotoğraflara baktık. Artık gecenin hantallığı üzerimizden kalkıyordu. Son turu dönüp evden çıkmaya karar verdik. 
Hava oldukça güzeldi ve akan suyun eşliğinde birer bira içip, güneşin tadına varmak için insanı baştan çıkarıyordu. 
-Öğleden sonra keyfi bu olsa gerek.- Üzerime yeni bir huzur çöktü. Etrafa bakınırken arkamızdan geçen çifti gördüm. Sevimli sevgililer…
Gözüm kadının ayaklarına takıldı.
Sade bir sandalet giymiş ve günün güzelliğine eşlik etmek istemiş.

Birden ayakkabılarımın büyüdüğünü hissettim.- Ya da ayaklarım küçüldü.- Tam ben ne olduğunu anlamaya çalışırken arkadan gelen hayret dolu çığlığı duydum.
“Aşkım, ayaklarım!”
Kadının ayaklarına tekrar baktığımda, kendi ayaklarımın bir kadının bedenindeki ne kadar ayarsız olabileceğini gördüm. Her şey olduğu gibi kalmalıydı.- Kaldı da.-
Ayakkabılarım yine tam geldi.
Kadın sustu.
Erkek anlam veremedi.
Sadece ben biliyorum.

*

“Acaba nasıl kalıtsal olabilir?”
Keşke bunu merak etmeseydim.
Önce basit bir testle başladı. Sürekli gittiğim kafeye gitmeye karar verdim.  Huzurlu insanların buluştuğu durağımızdı orası. Hatta hayvanlar da orada huzur bulurdu. Kaç yavru kedi büyüdü ve kaçı yine orada anneliği tattı, sayısını unuttum.
Gülümseme adında bir kedi vardır orada. Gözleri çok güzeldir. 
Kapıdan içeri girdim ve önce insanlarla selamlaştım. Kedi uyuyordu. 
“Güzel.” Dedim içimden.
Sanırım selamlaşma faslı on dakika kadar sürdü. 
Artık sıra Gülümseme’ye geldi.
“Merhaba kedicik. ” Keyifle guruldaması hoşuma gitti.
“Hadi aç gözlerini. ” 
Bana baktı…

Gözlerimi kapatıp arkamı döndüm, son baktığımda kapı açıktı. Eğer benden sonra biri kapıyı kapatmış olsa başıma neler gelebilirdi düşünmek istemiyorum. 
Gördüklerim beni şaşkına çevirdi. Gece görüşü gibi ama tarifi imkansız. 
Bir süre yürüyüşe çıktım. Metrelerce uzağı görebiliyor, karanlıkta her hareketi seziyordum. 
Birden zihnim alarm verdi. 
“Ya kedi uyanırsa!” Bunu sesli söylemiş olmam ve yanımdan geçenlerin tükürükler saçarak gülmeleri beni kendime getirdi. Hemen geri dönmek üzere yolumu değiştirdim. Kafeye vardığımda kedi hala uykudaydı. Zavallı şey, uyanmış olsa dünyası kararırdı. Tekrar yanına gittim ve bakıştık. Her şey normale döndü. 
Test başarılı oldu.

*

Mutlu bir şekilde eve dönmeden önce yürüyüşe çıkmak iyidir. Müziğin ve başarının verdiği sevinçle alınan her nefeste yollar kayboldu. Kendimi fark ettiğimde koşu pistinin arkasındaydım. Kulaklığımı çıkartıp dünyayı dinledim. 
Az ileride spor aletleriyle form tutan bir eleman var. Cebimdeki falçatamı yokladım. 
Ayağa kalkıp arkasından yaklaştım. 
Beni fark ettiği andaki korku muhtemelen kramp geçirmesine sebep olmuştur. 
Gözlerini yakaladığım anda her şey elimdeydi. 
“Formundasın kardeşim” dedim, nazikçe. Korkusu geri kaçtı, belli ki o da formundaydı. 
Ama artık formunda olmayan şeyler vardı. O da fark etmedi.
Değişimi hissettim; vücudum genişledi, sanki içime güç doldu. Gençleşmiş gibiydim. Hızlı, atik ve kuvvetli. 
Eleman tam arkasını dönüp işimi kolaylaştıracak diye beklerken, salak herif vücuduna bakmaya karar verdi. 
“Artık çok geç” 
Falçatamı sağ cebimden çıkartırken, sol elimle arkadan gözlerine atıldım. Eğer beni görürse her şey biter. Hatta çok pis dayak yerim. 
Göz göze gelmeye fırsat vermeden falçatamı gırtlağına sapladım. Soldan sağa doğru kendime çekmeye başladım. Bıçağın deriyi, gırtlak kıkırdağını ve damarları kesmesinin elime verdiği his çok değişikti.
“Artık görüşme bitti ve bir daha beni görmeyeceksin”

Şimdi aynada kendimi daha iyi görüyorum. Formum yerinde. 
Bir gün karşılaşırsak bütün iyi yönlerinizi bilmek hoşuma gider. 
Bir şey daha var;
Elde edebildiklerim, sadece dış görünüşünüz olmayabilir. Anıları da görebilirim.

İlginizi çekebilir

Kadın Üniversiteleri mi?

Kadın Üniversiteleri mi?

Tema Tasarım | Osgaka.com