FLAŞ HABER:
Ana Sayfa Köşe yazıları 3 Nisan 2019 73 Görüntüleme

Son Zamanlarda Eğitime Olumsuz Etki Eden Bir Durum: Siber Aylaklık

Merhaba değerli okurlarım, kısa bir aradan sonra yine sizlerle birlikteyim. Bu yazımda teknoloji ile donatılmış bu dönemin problemlerinden biri olarak ortaya çıkan ‘Siber Aylaklık’tan bahsedeceğim. Hazırsanız serüvenimize başlayalım. ‘Siber Aylaklık’; literatüre iş sektöründeki bir tanımlama ile girmiştir. Buna göre çalışanların iş saatleri sırasında teknolojik bir aygıt ile internet erişimini kişisel amaçları için kullanmaları ve internette verimsiz zaman geçirmeleri ‘siber aylaklık’ olarak tanımlanmaktadır. Zamanında, iş ve kamu sektöründe bazı çalışanların ekranlarında sohbet(chat) sitelerinin veya çevrimiçi okey oyunu uygulama ekranlarının açık olduğunu gözlemlemiş olarak gerçekten ‘siber aylaklık’ yüzünden iş hızı ve verimi düşmekteydi. Fakat mesleğim akademisyenlik olduğundan; tahmin edeceğiniz gibi ben dikkatleri eğitim-öğretim faaliyetlerine kaydırmak istiyorum. Çünkü son zamanlarda ‘siber aylaklık’ akademisyenlerin, öğretmenlerin ve eğitim politikalarını geliştirenlerin başına bela olmaktadır. Peki, eğitimde ‘siber aylaklık’ tanımına baktığımızda; ders saatlerinde interneti eğitsel olmayan amaçlarla kullanma eylemi olarak ifade edilmektedir. Özellikle üniversite öğrencileri çoğu derste ‘siber aylaklık’ davranışları göstermektedir. Ortaokul ve lise döneminde öğretmen kontrolü daha kesin olduğu için ders sırasında ‘siber aylaklık’ yapacak teknolojik aygıt ve uygulama öğrencinin elinden alınmaktadır. Bu açıdan, bu kademedeki öğrencilerin okul dışı ders aktivitelerinde bu eylemleri göstermeleri daha muhtemeldir. ‘Siber aylaklık’ davranışlarına sosyal medya ve akıllı telefonların katkısı çok olmuştur. Çünkü yapılan akademik çalışmalarda, ‘siber aylaklık’ davranışlarının en kolay yolu, akıllı telefon üzerinden bu eylemleri göstermek olduğu ortaya çıkmıştır. Üniversite öğrencileri için ders esnasında ‘siber aylaklık’ davranışları, paylaşım ve mesajlaşmak, alışveriş yapmak, gerçek zamanlı güncellemeler yapmak, çevrimiçi içeriğe erişmek ve oyun/bahis oynamak olarak beş kısımda sınıflandırılmıştır. Ders sırasında öğrencilerin bu davranışları sergilemeleri öğrencilerin derse odaklanmasını engellemektedir. Bunun sonucu olarak eğitim-öğretime akademik başarı ve dersin işleyişi açısından sekte vurmaktadır. Özgürlüğün ifadesi olan üniversitelerde öğrencilerin elinden akıllı telefonlarını ya da vb. cihazları da almak siber aylaklığa çözüm değil sadece yasaklama olacaktır. Şimdi gelenekçi anne ve babalar ya da eğitmenler şunu diyecektir: “Ders sırasında öğrencilerin telefonlarını kapattıralım ya da ellerinden alalım”. Fakat burada tarih boyunca yasakçı zihniyetlerin düştüğü durumları bilmek ve görmek gerekmektedir. Ayrıca, zamanın çok hızlı aktığı bu dönemde teknolojiyi yasaklamak ülke politikalarına da tezat oluşturmaktadır. Bu açıdan öğrencilerin gözünden ‘siber aylaklık’ davranışlarını incelemek gerekliliği belki alana yol gösterici olacaktır. Üniversite öğrencileri ile yapılan nitel çalışmalarda öğrenciler görüşlerini ifade ederken; en çok vurguyu zaman bu kadar hızlı akarken ve teknoloji bu kadar hızlı gelişirken üniversitelerin bunun gerisinde kaldığı gerçeğidir. Ders sırasında akademisyenin her yerde bulunacak klasik bilgiyi bir sunudan (Bu arada, PowerPoint programı bazı ülkelerde yasaklanıyor.) okumasının öğrencileri artık sıktığını ve bu derslerin ilgi çekmediğini anlayabiliyoruz. Kimi gereksiz bilgiden kimi de ders sırasındaki monotonluktan bahsediyor. Dikkatin 20 dakika içinde kaybolacağını söyleyen akademisyenlerin, derslerini blok yapıp öğrencileri iki saat boyunca derste tutmalarından dem vuruyorlar. Sonuç olarak, akademisyen-öğrenci ilişkisinde şu klasik atasözü ortaya çıkıyor : “Hocanın dediğini yap, yaptığını yapma”. Fakat sadece suçu akademisyenlere atamayız. Öğrencilerin bazıları kişisel sebepler de ortaya atmaktadır. Bunlardan ikisi bağımlılık ve dikkat eksikliğidir. Son olarak da çuvaldızı kendine batıran öğrenciler de var. Türkiye’nin yine problemlerinden biri olan meslek seçimi problemi burada önemli bir konu olarak ortaya çıkıyor. Çünkü öğrenciler okudukları bölümü üniversiteye giriş puanları bu bölümü tuttuğu için ya da ebeveyn zorlamaları ve kaygıları ile bu bölüme geldiklerini ifade etmektedirler. Yani isteyerek ya da severek bu mesleği sağlayacak bölüme gelmediklerini dile getiriyorlar. Tabi ki anlayacağınız istenmeyerek okunan bölümün de dersi dinlenmiyor ve o derslere odaklanılmıyor. Peki, ne yapılabilir? Aslında çözüm önerileri kısmına geçmeden şunu belirtmek istiyorum. Bu kadar akademik çalışma ve farkındalığa rağmen bu konuda hiçbir şey yapılmayacağıdır. Bu yazıda bir gazete köşesinde öksüz kalacaktır. Çünkü eğitim-öğretim döneminin sonunda eğitimin ve akademisyenin kalitesi üzerine anket yaptırılmaz ya da yaptırılsa bile çıkan sonuçların üstü örtülür. Çıkan sonuçları takiben yaptırımlar olmaz. Amerika’da olsa eğitimin kalitesi üzerinde olumsuz bir durumda öğrencilerin verdiği cevaplara göre akademisyenin verimliliği sorgulanmakta ve gerekenler yapılmaktadır. Ayrıca, ders müfredatları çağa, yeniliklere göre güncellenmekte ve teknoloji planlamaları öğrencinin istediği ve daha eğlenceli ortamlar oluşması için imkân sağlamaktadır. Bu açıdan, umarım bir gün güzel ülkemde problemlerin çözüm kısmında bilinen, saptanmış, gerekli ve doğru adımlar atılabilir. Teşekkür ederim. İyilik ve sevgiyle kalın.

İlginizi çekebilir

Sabırla Mümkün

Sabırla Mümkün

Tema Tasarım | Osgaka.com