FLAŞ HABER:
Ana Sayfa Köşe yazıları 9 Eylül 2019 8 Görüntüleme

SAHNEDE ÖLÜM, MEDYADA YAŞAM


22 Yaşında F2 pilotu ve aynı zamanda Renault Akademisinde yer alan Hubert, talihsiz bir kaza sonucunda hayatını kaybetti. Ölüm tüm hali ile yaşamın en dramatik anı iken, sahnede gözler önünde yaşanan bu an ise hafızalarda daha kalıcı bir yer bulabiliyor kendisine. Hayatın acımasızlığının kendisini göstermediği an bulabilmek oldukça zor, şaşalı görünen yarış pistleri ve kaskların içerisinde aslında alınan risk yaşamın kendisi.

Jules Bianchi, Aryton Senna gibi popüler pist ölümlerinin etkisi hala kamuoyunda iken gelen ölüm üzerine çokça fikir beyanı ile karşılaştım. Tutkulu bir insanın, sevdiği işi yaparken ölmesinin romantize edilmesi dahil. Ölümü göze alacağı kadar tutkulu olması benim bu insanlara yönelik saygımı arttıran etmenler dahi olsa, insan yitiminin kalıcı acı bıraktığı yakınlarını göz ardı etmemek gerekir fikrindeyim her daim. Sahnede ölüm, tanıkları için en trajik olanıdır diye tahmin ediyorum. Tüm Dünya acınızı paylaşırken, eş zamanlı acıyı zihinde tekrar ettirme ve yoğunluktan kurtulmayı da erteleme fonksiyonu görüyor.

Modern zaman hikaye yaratmayı sevdikçe, vizyona sürdükleri arasında acılar hep bir ekran ve simülasyon halini almaya başladı gibi. İnsanlar acılara ortak olmuyor, onları paylaşıyorlar birer şiir, siyah beyaz fotoğraf veya dramatik bir müzik ile. Antoine Hubert de böyle modern ritüeller arasında aramızdan ayrıldı.

Ölümün 20. Saatlerinde pilotlar yarışmak için tekrar piste çıktılar misal, milisaniyelerin önemli olduğu motorsporlarında haliyle odaklanmak da çok önemli. Olay mahallinin üzerinden defalarca, daha iyi turlar ve daha yüksek hızlarla geçmeyi denediler başarılı olabilmek için. Medyada dönen ise, yarış öncesindeki saygı duruşu ve paddock’taki ailenin hüzünlü halleri idi.

Profesyonellik bazen ruhu öldürüyor gibi geliyor dostlarım, her ne kadar soğuk ve rasyonel biçimde yapılan işlerden hoşlanıyor olsam da. Ben de içten içe çocukluk arkadaşı kaybetmesinin üzerinden geçen tek bir günde Spa gibi zorlu bir pist yarışını kazanabilen Leclerc’in psikolojisine hayran kalıyorum. Büyük sponsorlar, başarı beklentileri, zorlu fiziksel koşullar ve milimetrik hesaplar arasında oldukça zor olan işin içerisine bir de dram karıştığında ne seviye başarısız olabileceğimi biliyorum.

Orada kendilerini başarıya iten motivasyon, pilotların meslek hastalığı olarak günlük hayatlarına yansımıyor ise büyük bir tutku olabilir elbette. Ucunda ölüm olan bir mesleği, büyük hırsla yerine getirebilmek harika. Fakat dostunuzu kaybettiğiniz bir hafta sonu, mükemmel turlar atabilmek ve evriminizin buna göre gelişmiş olması, galiba bazı şeylerden fedayı getiriyor.

Daha önce Şampiyonlar Ligini kaybettiren hataları yaptığında kaleci Karius için de yazmıştım, ikinciyi anmıyoruz ki çok mühim bir başarıdır, Kaybedenin hikayesini yazmaktan ve emeğini görmekten imtina ediyoruz. Galiba tiraj oluşturan insanlar yani biz, hikaye dinlemekten ziyade hayatlarımızdan kopuk olan başarıları, mitolojileri seviyoruz. İnsanın geldiği bu vahşilik de, ekranlarımızda sürekli rekabet görmemizi sağlıyor. Ben hayatım boyunca birçok hata ve başarısızlık deneyimi olan biriyim, madalyonun her yüzü ile birlikte hayatı kabullenişim de bundan ötürü.

Televizyonlarımızda, gündelik yaşamlarımızda ve siyasette galiba da bu yüzden azılı bir hırs içerisindeyiz, Hubert’in ölümü bana hikaye seviyor olduğumu hatırlattı. Özellikle spor branşlarında ortaya çıkan dramalara aşığım, her şeye rağmen ölüme karşı ise hala çok üzülüyorum.

Paramparça araç kalıntıları hala pist üzerinde iken, doğru şarkı ve fotoğraf ile sosyal medya paylaşımı yapabilen medya çalışanları dışarısında kimseyi de bu yüzden anlayamıyorum. Bir simülasyon evrenindeyiz sanıyorum ve Baudrillard sonuna kadar haklı.

İlginizi çekebilir

Frenkie, Futbolun Geleceği

Frenkie, Futbolun Geleceği

Tema Tasarım | Osgaka.com