FLAŞ HABER:
Ana Sayfa Köşe yazıları 25 Mayıs 2019 46 Görüntüleme

Gölge Avcısı


Uzun zamandır uğramamıştım bu parka.
Aslında tam park sayılmaz. Yani eskiden parktı. İki yıl öncesine kadar orada; banklar, salıncak, kaydırak ve tahterevalli vardı. O zamanlar daha samimi ve sıcak bir parktı. Bazı kesimden insanlar orayı şikayet edene kadar. Gelip bankları ve oyun parkın söktüler. Kumları kaldırdılar. Sadece arkasındaki çamlık kaldı.
Kimi zaman oraya gider ağaçların arasında oturup, müzik eşliğinde sigaramı içip kafamı dinlerdim. Eskiye nazaran daha az insan geldiği için, daha sakin ve rahattı. Benim kutsal dinlenme mabedim. Her ağaç dibinde bir izmarit bırakmışımdır.

*
İşlerimi bitirip eve uğramaya karar vermiştim. Günün yorgunluğu beni tamamen esir almadan önce, yemekle biraz daha enerji depolayıp yürüyüşe çıkmak için vaktim vardı. Anne yemeklerinin lezzeti de başka hiç bir yerde yoktur.
Biraz evde kafa dinleyip, dışarı çıkmak için zamanın geçmesini beklerken acayip bir susuzluk çöktü içime. Ama bedenim de kafam kadar ağırdı. Salondaki üçlü koltukla bütünleşmiş vaziyette yatarken, ellerimden aşağı akan karanlığı gördüm. Vücudum adeta buz gibi oldu. Hissettiğim ürperti korku filmi izlerken kendini göstermiş olsa, ruh sağlığımı çoktan kaybetmiş olurdum. Kendimi geri çekmemle birlikte, karanlık da kayboldu. Kendime gelmem bir kaç dakikamı aldı. Susuzluğumu unuttum, yorgunluk sıfır, ağırlık yerlerde sürünüyor.
Ne zaman üzerimi değiştirip kendimi sokağa attığımı hatırlamıyorum. Müziğin yükselmesiyle birlikte kendime geldiğimde parka geri dönmüştüm. Bir ağaç dibine çökmüş, uzaktaki ışığın altında dans eden gölgeleri seyrediyordum. “Acaba ne kadar ileri gitmiş olabilirim?” diye düşünürken farkettim ki kontrol bendeydi.

*
Kulaklarıma dolan ritimle birlikte, kafamdan ışığa akan hissiyat güzeldi. Yerimden kalkmamıştım ama sokakları istediğimce gezebiliyordum. Yoldan geçen adama takıldı gözüm. Gecenin karanlığında kendi halinde yürüyordu. Ona doğru uzandım karanlığın içinden. Tabi o beni ne gördü ne de işitti, sadece onun karanlığına karışmamı hissetti ama artık o bana aitti.
Öğrenilen her bilginin derinlerinde başka bilgiler ve sırlar vardır. Açığa çıkan her sırda dahasını ister bünye. Ama her öğrenilen insanı mutlu etmez. Karanlıklar birleşince her şey birleşti; kalp, beyin, gözler… Artık onun gözlerinden görüp, onun ruhuyla hissediyordum. İçerisi hiçte iyi değilmiş. Anılarını hatırlayınca nefretle dolan kalbim hızlandı. Öfkeni dindiremedim. Koşmaya başladım. Bacaklarım yeni bedenimi zor taşıyordu ama asıl bedenimin verdiği güçle kendimi toplayıp bu adi bedeni yok etme vakti gelmişti…

*

Günlük işleri bitmiş eve dönüyordu. Yorgunluktan beyni şişmiş, gün boyu kafasını ütüleyen patronuna küfürler savurnaktan çenesi ağrımaya başlamıştı. Önce arkadaşlarının yanına uğrayıp demlenmenin verdiği rahatlama ve özgüven, tek hatası o civarda oturmak olan genç bir kadını taciz etme gücü vermişti. Dahası evde onu bekleyen karısı, baldızı ve iki çocuğu var. Tam bir günah gecesi.
*
Aklından geçenleri hissettiğim anda kararımı vermiştim. Geri döndüğümde uzaklardan gelen sesleri dinlemek için müziği durdurdum. Ayağa kalkıp uzaktaki hareketli kalabalığa baktım. Aradan bir ayrıntı farkettim. Gölgelerin arasında bir hareket. Ne olduğunu anlamak için yaklaşmaya başladım. Işıktan uzaklaştıkça, kısılan çizgiyi farkettim. Elinden bir şey attı ama ne olduğunu anlayamadan karanlık onu da gömdü. Kalabalığı yarıp olay yerine baktığımda, adamın yüzünü ilk defa o an gördüm. Kesinlikle doğru kararı verdiğimi bir kez daha anladım.
Eve dönerken kontrolsüzce karanlıklarda dans ettiğimi farkettim. Bazen uzanıp dokunduğum kedilere bakıp kendi kendime eğlendim. Merak etmeyin masum hayvanları ve iyi insanları asla incitmem.
O gece rüyamda hiç olmadığım kadar uyanıktım. Karanlıkta bir el, koluma girmiş ve beni bir yere götürüyordu. Yolun sonunda beni bekleyen kişi yada şey, bedensiz bir karaltı gibiydi. Hatta o bence bir gölgeydi. Yaklaştıkça içimde heyecan kasırgaları şiddetleniyor, soğuk bir nefes gibi kanıma işleyen korkuyu kalbime kızgın demirle kazıyordu. Tam gölgeyle göz göze gelmiştim ki uyanma saatimin kapımı çalması üzerine sabahın kucağına düştüm. O anlık bakışmada bile her şeyi anlamıştım. Son anda dikkatimi çeken diğerlerini hatırladım. Bizi izleyen ötekiler…
*
O gece kendi karanlığımla tanıştığımda, varlığımı farkeden diğerlerinin de görebildiği biri olmuştum. Onlara gölge mahkumları diyorum.
Onlar; iki dünya arasında kalmış, bedensiz karanlıklar ordusu. Amaçsızca yaşayanların bedenlerini ele geçirip istediklerini yaptırıp, başka bedenleri almak için ava çıkan kötülüğün ucubeleri.
Mahkumları yok etmenin tek yolu; ele geçirdiği bedenden ayrıldığı anı kollamak. İçine girecek beden bulamamışsa işini bitirmek daha iyi. En azından canlı birini öldürmek zorunda kalmıyorum.
Bazen mahkum, bedene doğduğu an sahip oluyor. En zorlusu da onlar. Zor savaşlar. Gölgesinin kalbi sökülen bir bedenin nasıl can çekiştiğini anlatmak için doğru cümleyi kuramıyorum.

Benzeri bir durumu ilk yaşadığım anı hep hatırımda tutsam bile, bazen mecbur kaldığım zamanlar oluyor. Beden halen canlıyken, kocaman bir baltayla kafasını kestiğim gölgenin, beden üzerinde aynı etkiyi bırakması şaşırtıcı. Kafa yerinde ama bütün belirtiler, kesilen doku hasarıyla aynı. Kafasına gürzle vurduğum gölge kadının beyni pelteye dönmüştür.
Bedenden çıkan ve yok edilen gölgenin işi biter ve onlar bir savaşçı daha kaybeder.
Bu böyle ne kadar sürecek bilmiyorum. Başka avcılar da var ama hiç karşılaşmadım. Her gece rüyamda katıldığımız toplantılarda planlar yapıyoruz. Bedenlerimiz birer araç. Avcılar da, mahkumlar gibi; kendi düzenlerini sağlamak için çalışıyor. Tek fark var; biz masumları koruyoruz.
Gölgenize iyi bakın. Yürüyüşü veya duruşu sizden farklıysa karşılaşma olasılığımız yaklaşmıştır.

Tema Tasarım | Osgaka.com